12 Şubat 2026 Perşembe
2026 Münih Güvenlik Raporu’nda dünyanın, kurumların kademeli reformu yerine yıkımını önceleyen tehlikeli bir döneme girdiği uyarısı yapıldı.
Bu Cuma günü Almanya’nın Münih kentinde başlayacak Güvenlik Konferansı (MSC) öncesinde yayımlanan raporda, dünyanın, kurumların kademeli reformu yerine yıkımını önceleyen tehlikeli bir döneme girdiği uyarısı yer aldı. Raporda bu politika tarzı için “yıkım güllesi siyaseti” benzetmesi yapıldı.
MSC 2026, 13-15 Şubat tarihlerinde yaklaşık 65 ülkeden devlet ve hükümet başkanları ile 100 dışişleri ve savunma bakanını bir araya getirecek.
Münih’te ağırlanması beklenen en dikkat çekici konuklar arasında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bulunuyor. Geçen yıl ABD’yi Başkan Yardımcısı JD Vance temsil etmişti.
Vance’in demokrasi, göç ve ifade özgürlüğü konularında Avrupa devletlerine yönelik sert suçlamaları geçen yılki etkinliğe damgasını vurmuştu. Konferansın başkanı Wolfgang Ischinger, bu yıl benzer bir olay yaşanmamasını umduğunu, ABD Dışişleri Bakanı’nın konuşmasında, “Amerikan dış politikası ile sınırlı kalmasını” beklediğini söyledi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz konferansa katılacak liderler arasında olacak.
Ayrıca Filistin Dışişleri Bakanı ve İsrailli yetkililerin konferansa katılımı bekleniyor. Nobel Barış Ödülünü ABD Başkanı Donald Trump’a hediye eden Venezuelalı muhalefet lideri Maria Corina Machado’nın da video bağlantı yöntemiyle etkinliğe katılacağı belirtildi.
Trump “buldozer siyaseti” izliyor
Konferans öncesi yayımlanan 2026 Münih Güvenlik Raporu, diplomatik normların parçalanması sürecini mercek altına alıyor.
“Yıkıcı” gelişmelerden büyük ölçüde ABD Başkanı Donald Trump’ın sorumlu tutulduğu raporda, Trump’ın “mevcut kurallara balta vurduğu” ve “buldozer siyaseti” izlediği ifade ediliyor.
Ancak Trump’ın, birçok ülkede eş zamanlı olarak yaşanan daha geniş bir eğilimin yalnızca en güçlü tezahürü olduğu da belirtiliyor.
Raporun yazarları, pek çok Batı toplumunda, “reformdan ziyade yıkımı savunan siyasi güçlerin ivme kazandığını” vurguluyor.
Karar alıcılarının artık “lider” olarak değil, giderek “statükonun bekçileri” ve çoğunluğun ihtiyaçlarına yanıt veremeyen, felç olmuş bir sistemin yöneticileri olarak görüldüğü kaydediliyor.
Raporda, kurallara dayalı düzene bağlı kalmayı sürdüren ülkelerin örgütlenmesi ve Washington’a bağımlı olmayan yaklaşımlar geliştirmesi gerektiği vurgulanıyor.
Aksi halde bu ülkelerin “büyük güç siyasetinin insafına kalma” riskiyle karşı karşıya olacağı uyarısı yapılıyor.
Ischinger raporun tanıtımı sırasında, “1945’ten sonra uluslararası düzeni herkesten fazla şekillendiren, destekleyen ve savunan ülke (ABD), bu düzenin artık kendi çıkarına olmadığına karar verdi” diye konuştu.
Batı’da karamsarlık yüksek
Raporda, mevcut hükümet politikalarının gelecek kuşakların beklentilerini iyileştirip iyileştirmediğine ilişkin çeşitli ülkelerde yapılan bir anketin sonuçlarına da yer verildi.
Çin’de katılımcıların yüzde 80’i, Hindistan’da ise yüzde 61’i iyimser yanıtlar verirken ABD’de pozitif görüşü paylaşanların oranı yalnızca yüzde 31 oldu. Pozitif beklentiler Avrupa’da daha da düşük: İtalya’da katılımcıların yüzde 22’si, İngiltere’de yüzde 20’si, Almanya’da yüzde 13’ü ve Fransa’da ise sadece yüzde 12’si daha iyi bir gelecek bekliyor.
MSC Başkanı Ischinger, küresel ölçekte “derin bir belirsizliğin” dünyayı sarstığını söyledi.
Raporun tanıtımında, Trump’ın politikalarına yönelik onay oranlarına dair de bir anket sonucu paylaşıldı. Buna göre, ABD’de katılımcıların yalnızca yüzde 39’u Trump’ın politikalarının ülke için iyi olduğunu görüşünde.
ABD’ye yönelik şüpheciliğin en güçlü olduğu ülkeler Kanada ve Almanya. Kanadalıların yüzde 77’si, Almanların ise yüzde 72’si Trump’ın politikalarının kendi ülkeleri için olumsuz olduğunu söylüyor.
Sonuçlar, Kasım ayında her ülkeden biner kişinin katılımıyla yapılan anketlere dayanıyor.
Fransızlar Türkiye’yi tehdit olarak görüyor
Raporda G7 ve Rusya hariç BRICS ülkelerinde yapılan anketlerle derlenen “Münih Güvenlik Endeksi” sonuçları da yer aldı.
Buna göre, Türkiye’yi müttefik olarak algılayanların oranı en fazla Çin ve Japonya vatandaşları olurken; anket yapılan ülkeler arasında Türkiye’yi tehdit olarak gördüklerini söyleyenler yalnızca Fransızlar oldu.
Kasım 2024-Kasım 2025 döneminde Türkiye’ye bakışın en fazla iyileştiği ülkeler Çin ve İtalya olurken; aynı dönemde algının en hızlı bozulduğu ülkeler Hindistan ve İngiltere oldu.
DW,dpa,Reuters,AFP / MUK,JD
HABER İÇERİK KAYNAK:
https://www.dw.com/tr/m%C3%BCnih-g%C3%BCvenlik-raporu-d%C3%BCnya-y%C4%B1k%C4%B1m-g%C3%BCllesi-d%C3%B6nemine-girdi/a-75877436
Avrupa Parlamentosu, sığınmacıların daha önce hiç bulunmadıkları güvenli üçüncü ülkelere gönderilmesine olanak tanıyan yasa değişikliğini onayladı. Düzenleme, İngiltere’nin iptal edilen Ruanda planına benzer modellerin önünü açıyor.
Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Birliği’ne (AB) ulaşan sığınmacıların, iltica başvuruları sonuçlanmadan önce kendileriyle hiçbir bağlantısı olmayan ülkelere transfer edilmesini öngören tartışmalı bir yasa değişikliğini kabul etti.
Salı günü onaylanan ve İltica Prosedürü Tüzüğü (APR) kapsamında yer alan bu değişiklik, sığınmacı ile transfer edileceği ülke arasında bir bağ bulunması zorunluluğunu ortadan kaldırıyor.
Bu yeni düzenleme, ulusal makamların sığınmacıları daha önce hiç ayak basmadıkları devletlere gönderebilmesine yasal zemin hazırlıyor.
Karar, AB üyesi devletlerin para karşılığında Avrupa’dan gelen göçmenleri kabul edecek yabancı hükümetlerle anlaşma yapmasının önünü açıyor.
Bu model, İngiltere’de önceki hükümetin Ruanda ile uygulamaya çalıştığı, ancak İngiliz yüksek mahkemesi tarafından engellenen ve mevcut hükümetçe tamamen rafa kaldırılan plana benzerliğiyle dikkat çekiyor.
Yeni AB tüzüğüne göre, bir sığınmacı, AB üyesi bir devletle anlaşması bulunan ve güvenli kabul edilen hemen hemen her ülkeye gönderilebilecek. Buradaki güvenli ülke tanımı, uluslararası koruma arayan kişinin uluslararası standartlara uygun muamele görmesi şartına bağlanıyor.
Getirilen güvenceler arasında sığınmacıların zulüm ve ciddi zararlardan korunması, geri göndermeme ilkesine saygı duyulması, Cenevre Mülteci Sözleşmesi kapsamında etkin koruma imkanı sağlanması ve işleyen bir iltica sistemine erişim bulunuyor.
Ayrıca transfer edilen kişilere oturum hakkının yanı sıra eğitim ve çalışma izinlerinin de verilmesi gerekiyor. Ancak bu yeni hüküm, refakatsiz çocuklar için uygulanmayacak; onların başvuruları Avrupa ülkeleri veya bağlantılı oldukları ülkeler tarafından değerlendirilmeye devam edecek.
Dosyanın raportörü Alman parlamenter Lena Düpont, değişikliğin uluslararası hukuka uygun olduğunu savunarak, bu adımın iltica taleplerinin Avrupa sistemini uzun süre meşgul etmesini engelleyeceğini belirtti. Düpont, düzenlemenin amacını şu sözlerle ifade etti:
“Bu oylama, AB üye devletlerinin üçüncü ülkelerle iş birliğini eskisinden farklı bir şekilde kullanmasına olanak tanıyacak.”
Değişiklik Avrupa Parlamentosu’nda 396 lehte, 226 aleyhte ve 30 çekimser oyla kabul edildi. Oylama tablosu, Avrupa Halk Partisi’nin (EPP), sağ kanat Avrupa Muhafazakarları (ECR) ve aşırı sağcı gruplarla iş birliği yaptığını, Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) ile Yenilenen Avrupa (Renew Europe) grubunun ise büyük ölçüde karşı oy kullandığını gösterdi.
Bu durum, Ursula von der Leyen Komisyonu’nu destekleyen parlamento ittifakında göç dosyalarında sıkça görülen çatlağı bir kez daha derinleştirdi.
Bazı sol ve liberal milletvekilleri, bağlantı kriterinin kaldırılmasının üçüncü ülkeler tarafından bir araç olarak kullanılma riski yarattığını savundu. S&D milletvekili Cecilia Strada, bu durumun yaratacağı tehlikeye dikkat çekerek endişelerini şu ifadelerle dile getirdi:
“Para isteyen her ülke bu tür bir anlaşmayı veya düzenlemeyi kabul etmeye istekli olacaktır. Bu üçüncü ülkeler daha fazlasını istediğinde neler olduğunu zaten gördük. Avrupa’ya şantaj yaparlar.”
Strada ayrıca bu değişikliğin sadece sığınmacıların temel hakları için değil, Avrupa demokrasileri için de kötü bir fikir olduğunu vurguladı.
Sivil toplum kuruluşları da benzer endişeler taşıyor. Avrupa Mülteci ve Sürgün Konseyi (ECRE), üçüncü ülkelerde yeterli korumaya erişimin şüpheli olduğunu ve yeni yasanın şiddet mağdurları ve LGBTQ+ bireyler gibi savunmasız gruplar için riskleri artırdığını belirtiyor.
ECRE ayrıca, temyiz başvurularındaki otomatik askıya alma etkisinin kaldırılmasını eleştirerek, insanların mahkeme kararı çıkmadan sınır dışı edilebileceği uyarısında bulundu.
Parlamento aynı gün, iltica süreçlerini hızlandırmak amacıyla AB’nin ilk “güvenli menşe ülkeler” listesini de onayladı. Listede Bangladeş, Kolombiya, Mısır, Hindistan, Kosova, Fas ve Tunus’un yanı sıra Ukrayna hariç tüm AB aday ülkeleri yer alıyor. Türkiye’nin de bir aday ülke statüsünde olması, bu kapsamda değerlendirileceği anlamına geliyor.
Güvenli menşe ülke kavramı, güvenli üçüncü ülke kavramından farklı olsa da her ikisi de Avrupa’daki iltica sürecini hızlandırmayı amaçlıyor.
AB hukukuna göre, güvenli menşe ülke olarak etiketlenen devletlerin vatandaşı olan göçmenlerin başvuruları hızlandırılmış prosedürlerle değerlendirilecek ve reddedilme süreçleri daha hızlı işleyecek.
HABER İÇERİK KAYNAK:
ABD’de Temsilciler Meclisi üyeleri Ro Khanna ve Teresa Leger Fernandez, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlarıyla tutuklu yargılanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein ile yakın ilişkisi olan eski Prens Andrew’un, ABD Kongresinde ifade vermesi gerektiğini belirtti.
Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Khanna, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin Epstein konusunda “şeffaf olmadığını” söyledi.
Khanna, eski Prens Andrew’un ABD’ye gitmesinin “uygun olacağını” belirterek, Kraliyet Ailesi’nin konuya ilişkin bildiklerini ve atacakları adımları açıklamaları ve mağdurlara tazminat ödemesi gerektiğini ifade etti.
Temsilciler Meclisi üyesi Teresa Leger Fernandez de İngiltere Kralı 3. Charles’ın, kardeşi Andrew Mountbatten-Windsor’u soruları yanıtlaması için ABD Kongresine yönlendirmesi gerektiğini belirtti.
Fernandez, konuya ilişkin İngiltere’de de bir soruşturma başlatılması çağrısında bulundu.
Öte yandan, Buckingham Sarayı 9 Şubat’ta eski Prens Andrew’un, Epstein ile gizli ticari ve siyasi bilgileri paylaşıp paylaşmadığına ilişkin yürütülen inceleme kapsamında polise destek vermeye hazır olduklarını açıklamıştı.
Tüm ünvanları elinden alınmıştı
Eski prensin, Epstein’la yakın ilişkisi, ABD Adalet Bakanlığının yayımladığı belgelerde yer almış ve Epstein mağduru Virginia Giuffre, henüz 17 yaşındayken o dönemde Prens olan Andrew’le ilişkiye girdiğini söylemişti.
İddiaları reddeden Mountbatten-Windsor, Kraliyet Ailesi’ne zarar vermemek adına “York Dükü” dahil tüm ünvanlarından feragat etmişti. Ancak 2025’in son aylarında artan baskılar ve yeni açıklanan belgeler neticesinde İngiltere Kralı 3. Charles tarafından “Prens” ünvanı da elinden alınmıştı.
Jeffrey Epstein olayı
18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında eski Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği neticesine varıldığını açıklamıştı.
HABER İÇERİK KAYNAK:
https://anlatilaninotesi.com.tr/20260211/eski-prens-andrew-abd-kongre-uyeleri-tarafindan-epstein-ile-ilgili-ifadeye-cagrildi-1103417252.html
Aralarında CHP’li belediyelere karşı yürütülen davaların da olduğu tartışmalı soruşturmalarda imzası olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanması muhalefette tepki ile karşılandı.
CHP’liler Gürlek’in Meclis Genel Kurulu’ndaki yemin töreni öncesinde kürsüyü işgal etti.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın Gürlek’i yemin etmesi için kürsüye davet etmesinin ardından yaşanan gerginlikte kürsü etrafında karşı karşıya gelen CHP’li ve AKP’li milletvekilleri arasında yumruk yumruğa kavga çıktı.
Bozdağ oturuma on dakika ara verdiğini açıkladı.
Oturuma verilen ara esnasında AKP’li milletvekilleri meclis kürsüsünün etrafında bekledi.
Bozdağ, aranın ardından oturuma devam edilmesiyle birlikte yemin etmesi için Akın Gürlek’i kürsüye davet etti.
Gürlek AKP’li milletvekillerinin çemberinde kürsüde yemin etmeye başladı.
Başta CHP’liler olmak üzere muhalefet partilerden milletvekilleri ise Gürlek’i yuhaladı.
Gürlek’in hemen ardından da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi yemin ederek görevine başladı.
Her iki bakan genel kuruldan çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı.
Çıkan kavgada CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın burnunun kanadığı görüldü.
Öte yandan yeni açtığı X sosyal medya hesabında Akın Gürlek, “Yemin töreninde yanımızda olan ve desteklerini bizden esirgemeyen kıymetli milletvekillerimize hassaten teşekkür ediyorum” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Emir, kavganın ardından yaptığı basın açıklamasında, Gürlek’in başsavcı olarak siyasi savalara baktığını savundu.
Emir, Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na getirilmesini “Cumhuriyet’e ve demokrasiye meydan okumaktır” ifadeleriyle yorumladı.
Bugüne kadar Erdoğan tarafından yapılan bakan atamalarındaki tüm yemin törenlerine eşlik ettiklerini söyleyen Emir, “Anayasa’nın altına alınacak şekilde yapılan yemini kabul etmeyeceğiz” dedi.
Söz konusu atamayı Cumhuriyet’in temellerine yönelik bir saldırı olarak nitelendiren Emir, “Böyle bir saldırı varsa bundan sonra hiçbir şey dün gibi olmayacaktır” diye konuştu.
Emir, kavga öncesinde de benzer açıklamalar yapmış ve Gürlek’in halen başsavcılık görevini devam etmesi nedeniyle atamanın anayasa karşısında mümkün olmadığını iddia etmişti.
AKP Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül iç tüzüğün açık olduğunu ve atanan bakanların millet huzurunda yemin etmesi gerektiğini söylemişti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP’lilerin kürsü işgali eylemi için “[CHP’lilerin] anti demokratik ve faşizan muameleleri hiçbir açıdan haklı ve maruz görülemeyecektir” ifadelerini kullandı.
Sosyal medya hesaplarında bir açıklama yapan Bahçeli, “Bu tahammülsüz ve nobran tavrın ne siyasetle ne de demokrasiyle ilgi ve ilişkisi söz konusudur” dedi.
Bahçeli, Adalet ve İçişleri bakanlıklarına yeni atamalarla ilgili olarak da “Milliyetçi Hareket Partisi, Sayın Cumhurbaşkanımızın takdir ve tasavvurlarının yanı sıra ataması yapılan yeni bakanlarımızın sonuna kadar arkasında ve yanındadır” dedi.
CHP lideri Özgür Özel, 11 Şubat’taki konuşmasında atamayı “CHP’ye karşı yürütülen bir saldırının devamı” olarak yorumlamıştı.
Özel “Geçmişte siyasi bir görevde olan sonra partiye operasyon yapmak için İstanbul’a cumhuriyet savcısı olarak görevlendirilen birisi bugünün ilk saatlerinde Adalet Bakanı olarak atanabilmiştir” dedi.
Gürlek’in iki siyasi görev arasında “CHP’nin kurumsal kimliğine saldırdığını” savunan Özel, şöyle konuştu:
“Bu büyük saldırının herhangi bir sabahındayız. Yarın sabah bu sabahtan daha zor olacak.
“Ama kimsenin şüphesi olmasın; bu ülkeyi işgalden kurtarıp Cumhuriyet ve demokrasi hediye edebilmiş bir partinin kararlılığı ve direnci bugünlere de damgasını vuracak.”
Görevden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da Gürlek’in atanmasına “İktidar, içine düştüğü çaresizlik ve korku sebebiyle her türlü hukuksuzluğu göze almıştır” sözleriyle tepki verdi.
Mesajını “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” hesabından duyuran İmamoğlu, “Devlet geleneğimiz, Cumhuriyetimiz, demokrasimiz ve geleceğimiz büyük tehdit altındadır” ifadelerini kullandı.
2024 yılında Adalet Bakan Yardımcısı iken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na getirilen Gürlek, Ekrem İmamoğlu’nun ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturmaları da yürüten isim.
Gürlek ayrıca Özel ve İmamoğlu hakkında kendisini siyasi saikle hareket etmekle eleştirdikleri için manevi tazminat davası açmıştı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, X hesabından yaptığı paylaşımda, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının Adalet Bakanı olarak atanması, 8 Ekim 2024 tarihinden bu yana partimize yönelik giriştiği operasyonlarının açık bir mükafatıdır” dedi.
Çiftçi, Cumhur İttifakı ortağı MHP’ye de çağrıda bulundu:
“‘İktidar ortağı değil ittifak ortağıyız’ diyen ve Meclis kürsüsünde uzun tutukluluk süresini eleştirip ‘rahatsızlığını’ dile getirenlerin de bugünkü atamaya dikkatle bakması gerekiyor.”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanması için “Belediye Başkanlarımızı, yol arkadaşlarımızı siyasi tutsak haline getiren ‘seyyar giyotin’, adaletin tabutuna son çiviyi çakacaktır” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de atama kararına tepki gösterdi.
Murat Emir, X hesabındaki paylaşımında, “Milli iradeye yargı eliyle darbe yapmaya kalkışıp dokunulmazlık zırhının arkasına saklanacaksınız ve kendinizi kurtaracağınızı sanacaksınız. Yok öyle yağma!” diye yazdı.
HABER İÇERİK KAYNAK:
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, Kiev’in Korgeneral Alekseyev’e yönelik suikast girişiminin, Batı tarafından finanse edilen ve amaçlarından biri müzakereleri sekteye uğratmak olan hibrit savaşın bir parçası olduğunu belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, 10 Şubat Diplomasi Çalışanları Günü vesilesiyle Sputnik’e verdiği röportajda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Zaharova, Ukrayna yönetiminin Korgeneral Vladimir Alekseyev’e yönelik suikast girişiminin, Batı tarafından finanse edilen ve amaçlarından biri müzakereleri sekteye uğratmak olan hibrit savaşın bir parçası olduğunun altını çizdi.
Sözcü ayrıca bu suikast girişiminin Rusya’nın hedeflerini ve amaçlarını etkilemediğini ifade etti.
Vladimir Zelenskiy’in Rusya’ya ‘stratejik yenilgi’ yaşatmak istediğini dile getiren Zaharova, ancak Kiev rejiminin liderinin bu yöndeki Napolyonvari planlarının başarısız olduğunu vurguladı.
Rusya’nın sadece toprak için savaşmadığını söyleyen Zaharova, “Biz sadece bizi büyütecek topraklar için değil, bu kadar sıradan maddi bir karşılığı olmayan değerler için savaşıyoruz. Kültürle, dille, ana dille, sanatla, geleneklerle, inançla, gerçekten özgür insanlar olma imkanı ile ilişkili değerler için savaşıyoruz” diye konuştu.
‘Avrupa ülkeleri hatalarını kabul etmeli’
Rus diplomat, ABD’nin Grönland üzerindeki hak iddialarına ilişkin yorumunda Avrupa ülkelerinin hatalarını kabul etmeleri ve ulusal çıkarlarına dönmeleri gerektiğini dile getirdi:
Çözüm açık: Kendi hatalarını kabul etmeliler, kendi ulusal, Batı Avrupa çıkarlarına ve tercihen değerlerine geri dönmeliler.
Zaharova, Avrupa ülkelerinin ABD’nin himayesindeyken Washington’un kendi topraklarından bir parçaya ihtiyaç duyduklarını ilan etmesi nedeniyle, mutlu vasallardan mutsuz kölelere dönüştüklerini belirtti.
‘Grönland konusu yerel sakinlerine danışılmalıdır’
Rus diplomat, Grönland’ın kaderine karar verilirken insanların yaşadığı toprak pazarlık konusu yapılmayıp yerel sakinlerin görüşlerine başvurulması gerektiğini vurguladı.
Gerçekten de insanlar toprak ticareti yapmaya alışkınlar, tıpkı şimdi Grönland’da olduğu gibi, orada insanlar olmasına, onların da kendi hakları, kendi yaşam biçimleri olmasına, bir şeyler istemesine rağmen. Adeta serflerle yapar gibi bunu defalarca yapmışlardır. Bu kişilerin yıllardır bu topraklarda yaşıyor ve bunu yapmaya hakları var, onlardan bunu istemek demokrasiyle son derece bağdaşıyor ve bunun için hâlâ araçlar mevcut.
‘AB ile ilişkilere kapıyı asla kapatmadık’
Rusya’nın Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerine kapıyı hiçbir zaman kapatmadığını vurgulayan Sözcü, ancak Moskova ile güç konumundan iletişim kurmanın kabul edilemez olduğunun altını çizdi.
Epstein dosyalarına da değinen Zaharova, “Epstein dosyaları bize hem korkunç hem de inanılmaz derecede zengin bir tartışma zemini sağladı. Hem korkunç hem de inanılmaz derecede zengin, zira çok fazla malzeme ve çıkarılabilecek çok korkunç sonuçlar var. Evet, dosyalar şok ediciydi. Soruşturma yürütmek için değil, davayı kapatmak için her şey yapılıyor” ifadelerini kullandı.
HABER İÇERİK KAYNAK:
https://anlatilaninotesi.com.tr/20260210/zaharova-kievin-korgeneral-alekseyeve-yonelik-suikast-girisimi-batinin-finanse-ettigi-hibrit-1103397966.html
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.