06 Şubat 2026 Cuma
On binlerce yurttaşımızı yitirdiğimiz, 11 ilde yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazlasının ağır hasar aldığı 6 Şubat Depremlerinin yıl dönümünde, kaybettiklerimizi saygıyla anıyoruz; geride kalanlara karşı sorumluluğumuzun bilinci ve ülkemizin güvenli geleceği için bu tarihi, yalnızca bir anma günü olarak görmüyor, depremlerin 3. yıl dönümünde ihmallerin, yanlış tercihlerin ve görmezden gelinen gerçeklerin ağır sonuçlarını hatırlatma gereği duyuyoruz.
Altını çizerek ifade etmek gerekir ki Türkiye’de deprem “beklenmedik” bir doğa olayı değil; tam olarak ne zaman, nerede ve ne büyüklükte olacağı tespit edilemese de öngörülebilir ve etkileri büyük ölçüde azaltılabilir bir gerçektir.Denilebilir ki yıkımın büyüklüğü, depremin ölçüsünden çok; yapı üretiminin kalitesi, denetimin niteliği ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu ölçekte yıkıma ve can kaybına yol açmaması, sorunun doğada değil, insan eliyle yaratılan zaaflarda olduğunu açıkça göstermektedir.
Dahası, ülkemizde orta büyüklükte sayılabilecek depremlerde bile büyük yıkımların meydana geldiği bilinmektedir. Son olarak geçtiğimiz yıl Balıkesir Sındırgı’da 10 Ağustos ve 27 Ekim tarihlerinde meydana gelen 6,1 ve 6 büyüklüklerindeki iki deprem sonucu toplam 729 binadaki 1036 bağımsız bölüm ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edilmiştir.
Yine aynı yıl içinde 23 Nisan tarihinde bu kez Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki deprem, İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesinde yaşayan yurttaşlarımızda büyük endişe yaratmış, depremin ardından iletişim ağının çökmesi, deprem toplanma alanlarının ve acil ulaşım yollarının yetersizliği, daha büyük bir olası depremde yaşanacaklar konusunda ne yazık ki iyimser varsayımlarda bulunmayı güçleştirmiştir.
Bugün gelinen noktada Türkiye’deki yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ yüksek deprem riski altında olduğu bir sır değildir. Mevcut binaların birçoğununhasar görebilirliği yüksek olan 2000 yılı öncesi inşa edilmiş binalardan oluşması bir yana, son 25 yılda çıkarılan 6 imar affı yasasıyla mevzuata aykırı eklenti veya değişiklikler, gerekli tedbirler alınmadan kâğıt üstünde yasal hale getirilerek, mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların yasallaşması sağlanmıştır.
TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonunun 2023 tarihli raporu ülke genelinde 6-7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiğini; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise sadece İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli olduğunu, toplamda 1,5 milyon konutun dönüşmesi gerektiğini ifade etmektedir. Resmî makamların açık beyanlarıyla ülke genelindeki yapı stokunun ne kadar sorunlu olduğu gözler önüne serilmiştir. Buna rağmen, hâlâ bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanteri oluşturulmamış, hangi kentte kaç yapının riskli olduğu net biçimde ortaya konmamıştır. Risk bilinmeden, öncelik belirlenmeden, etkili bir dönüşümden söz etmek de mümkün değildir.
Yaklaşık on üç yıldır yürürlükte olan kentsel dönüşüm politikaları ise, deprem riskini azaltmaktan çok, çoğu zaman arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı yenilemelere indirgenmiştir. Oysa dönüşüm, yalnızca eski binaların yıkılıp yenilerinin yapılması değildir. Zemin özelliklerinden nüfus yoğunluğuna, ulaşım altyapısından toplanma alanlarına kadar pek çok unsurun birlikte ele alınmasını gerektiren kamusal bir planlama meselesidir. Bugüne kadar gerçekleştirilen dönüşüm uygulamaları, ülke genelindeki riskli yapı miktarıyla karşılaştırıldığında son derece sınırlı kalmış; özellikle dar gelirli yurttaşların yaşadığı bölgelerde dönüşüm ya hiç başlamamış ya da sürdürülebilir biçimde ilerlememiştir.
Depreme hazırlık konusu ise ne yazık ki afet sonrasına sıkışan, sürekliliği olmayan bir başlık olarak ele alınmaktadır. Oysa asıl belirleyici olan, deprem olmadan önce yapılanlardır. Okulların, hastanelerin, kamu binalarının ve altyapı sistemlerinin ne ölçüde güvenli olduğu ne kadarının güçlendirildiği ya da yenilendiğişeffaf ve bütüncül bir şekilde paylaşılmadığı için hâlâ net değildir. Vurgulamak gerekir ki afet yönetimi, yalnızca arama-kurtarma ya da yardım ulaştırma kapasitesiyle değil, risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülür, ki bu faaliyetlerde bile ne kadar hazırlıklı olunduğu da 6 Şubat Depremlerinin ardından açık bir şekilde görülmüştür(!)
Silivri Depreminden sonra en çok tartışma konusu olan deprem toplanma alanları meselesi de benzer bir plansızlığın göstergesidir. Birçok kentte bu alanların sayısı yetersizken mevcut olanların bir kısmının ise imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığı çeşitli yerel yönetimler tarafından açıklanmıştır. Afet anında insanların nereye gideceğini bilmediği, toplanma alanlarına erişimin fiilen mümkün olmadığı bir kent düzeni, depremin kendisi kadar tehlikelidir. Toplanma alanları, afet sonrası değil; afet öncesi planlamanın asli unsuru olmak zorundadır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki Deprem Toplanma Alanları salt boş bir alanı ifade etmez: üzerinde geçici barınma alanlarının kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olarak tarif edilmektedir.
Açıkça görülmektedir ki yaşanan her büyük doğa olayı, gerekli önlemlerin vaktinde alınmaması nedeniyle birer afete dönüşerek büyük can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. Bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan, rantı egemen kılan bu yaklaşım, çaresizliğin ve yetersizliğin değil, siyasal bir tercihin eseridir.
Bugün üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerde sorunlar hâlâ devam etmektedir. Yaşamını geçici barınma alanlarında sürdürmeye devam eden yurttaşların barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunları tam olarak çözülebilmiş değildir. Yeniden inşa süreci, yalnızca binaların yapılmasıyla sınırlı tutulmakta; kentlerin sosyal, ekonomik ve kültürel dokusunun yeniden kurulması göz ardı edilmektedir. Oysa deprem sonrası iyileşme, uzun soluklu ve çok boyutlu bir süreçtir. Üstelik depremin hemen ardından 319 bini 1 yıl içinde olmak üzere toplam 650 bin yeni konutun depremzedelere teslim edileceği vaat edilmişken, 3. yılın sonunda nihayet 455 bin bağımsız bölüm teslim edilmiş ve bununla birlikte hedefe ulaşıldığı ilan edilmiştir.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak bir kez daha vurguluyoruz: afetler kader değildir, bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikalarda ısrarın acı sonuçlarıdır.İvedi olarak yapılması gerekenler bellidir: Ülke çapında güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalı, kentsel dönüşüm rant odaklı değil risk temelli bir kamu politikası olarak uygulanmalı, yapı üretiminin tüm aşamaları; proje, imalat ve denetim süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin tam ve doğru bir biçimde verilebilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, uygulamalar sıkı bir şekilde denetlenmelidir.
6 Şubat’ta yitirdiklerimize karşı sorumluluğumuz, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmektir. Bilimin ve mühendisliğin uyarılarını dikkate almadangeçen her gün, yeni felaketlerin zeminini hazırlamaktadır.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Yönetim Kurulu
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Aradan geçen üç yılda acımız azalmadı; yaşadığımız yıkım ise daha da büyüdü. Resmi verilere göre 53 bin 537 yurttaşımızı yitirdiğimiz bu büyük yıkımın sorumluları ise hâlâ gerçek anlamda hesap vermedi.
Yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı sevgi, saygı ve özlemle anıyor; yakınlarını kaybeden herkese bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz.
6 Şubat depremleri, 11 ilimizi etkileyen büyük bir doğa olayının ötesinde; yıllardır sürdürülen rantçı, piyasacı, denetimsiz ve bilim dışı politikaların kaçınılmaz sonucudur. On binlerce bina yıkılmış, yüz binlerce yapı ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmiştir. Buna karşın, depremin gerçek bilançosu ve sorumluluk zinciri aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ tüm yönleriyle kamuoyuna açıklanmamıştır.
Deprem, merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin afetlere hazırlık konusundaki yetersizliğini; kamusal sorumluluğun nasıl sistemli biçimde tasfiye edildiğini açık biçimde ortaya koymuştur. İlk saatlerde ve günlerde kurumlar arası eşgüdüm sağlanamamış, arama-kurtarma çalışmaları geç ve dağınık biçimde yürütülmüştür. Enkaz altında kalan binlerce yurttaşımız göz göre göre yaşamını yitirmiştir. AFAD’ın kriz yönetimi kapasitesinin yetersizliği, arama-kurtarma ekiplerinin ve teknik donanımın eksikliği, haberleşme altyapısının çökmesi can kayıplarını artıran temel etkenler olmuştur.
Aradan geçen üç yıl içinde deprem bölgesinde yaşayan yurttaşlarımızın barınma, sağlık, eğitim, temiz su ve beslenme gibi en temel haklara erişimi hâlâ güvence altına alınamamıştır. Geçici barınma alanları kalıcı hale getirilmiş; güvenli ve nitelikli konut üretimi kamusal, planlı ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmamıştır. Yeniden yapılaşma sürecinin plansız ve denetimsiz biçimde yürütülmesi, yaşanan sorunları daha da derinleştirmiştir.
Depremin ilk günlerinden bu yana, yaşanan yıkımın büyüklüğünü toplumdan saklamaya ve her şeyin kontrol altında olduğu algısını yaratmaya çalışan iktidar, bu tutumunu Hatay’da film stüdyolarını aratmayacak törenlerle sürdürmektedir. En ağır yıkımı yaşayan illerden Hatay’da elektrik, doğalgaz ve altyapı sorunları çözülemezken; aceleyle yapılan çamurlu yollar, eksikleri giderilmeyen TOKİ konutları ve kalıcı çözümlerin yokluğu bu tabloyu bir kez daha açığa çıkarmıştır.
Bugün yalnızca deprem bölgesi değil, tüm ülke hâlâ enkaz altındadır; bu enkazın altında kentlerimizle birlikte kamusal planlama anlayışı ve bilimsel akıl da bulunmaktadır.
TMMOB ve bağlı Odaları, depremin hemen ardından sahada yürüttükleri çalışmalarla bu tabloyu tüm açıklığıyla ortaya koymuştur.
Birliğimiz; acil durum değerlendirmelerinden başlayarakyayımladığı raporlarla, yıkımın nedenlerini, ihmaller zincirini ve yapılması gerekenleri bilimsel verilerle kamuoyuna sunmuştur. 6. ve 8. Aylarına ilişkin durum tespit raporlarımızda, birinci yıl ve ikinci yıl değerlendirme raporlarımızdaortak bir gerçekliğe işaret edilmiştir: Afeti felakete dönüştüren, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetlerinin dışlanması; yapı denetiminin piyasaya terk edilmesi ve kamusal sorumluluğun bilinçli biçimde ortadan kaldırılmasıdır.
Bu büyük yıkımın ardından çok sayıda dava açılmıştır.
Yıkılan binalara ilişkin olarak müteahhitler, yapı sahipleri, teknik uygulama sorumluları ve kimi kamu görevlileri hakkında ceza davaları yürütülmektedir. Ancak gelinen aşamada davaların önemli bir kısmı ya sürüncemede bırakılmış ya dar kapsamlı tutulmuş ya da yalnızca alt düzey sorumlularla sınırlandırılmıştır. Asıl sorumluluğu taşıyan kamu yöneticilerinin ve denetim mekanizmalarını işlemez hale getiren siyasi kararların yargı süreçlerinin dışında tutulması, adalet duygusunu zedelemekte ve cezasızlık politikasını derinleştirmektedir.
Depremin üçüncü yılında hâlâ gerçek bir hesaplaşmanın sağlanamamış olması kabul edilemezdir.
Yürütülen yargı süreçlerinde, bu yıkıma neden olan rantçı politikalar ve kamusal denetimsizlik görmezden gelinirken; mühendis, mimar ve şehir plancısı meslektaşlarımızın yetki ve sorumlulukları dışında kalan süreçlerden sorumlu tutulması kabul edilemezdir. Bilimi ve tekniği yıllardır savunan meslektaşlarımızın günah keçisi ilan edilmesini kabul etmiyoruz. Gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmadan adalet sağlanamaz.
TMMOB olarak bir kez daha vurguluyoruz: Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve güvenli yapılar üretmenin tek yolu; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetlerinin bilimsel ve teknik doğrular temelinde, kamucu bir anlayışla eksiksiz uygulanmasıdır. Kentleşme ve barınma politikaları sermayenin kâr hırsına göre değil, toplumun yaşam hakkına göre belirlenmelidir.
Afetlerin bir daha felakete dönüşmemesi için yapı denetim sistemi kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmeli, risk yönetimini esas alan bütünlüklü bir afet politikası hayata geçirilmeli ve meslek odalarının sürece etkin katılımı güvence altına alınmalıdır.
Ülkemiz ve yurttaşlarımız bu acıları hak etmiyor.
Bilimin, tekniğin ve kamusal sorumluluğun yok sayıldığı bu düzen değişmeden yeni felaketlerin yaşanması kaçınılmazdır.
TMMOB, geçmiş birikimiyle dün olduğu gibi bugün de bilimi ve tekniği halkın yararına kullanma mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.
TMMOB MERSİN İL KOORDİNASYON KURULU
“Ne Güzeldi Eskiler…” Diyen Meslekler Neden Yok Oluyor?
“Ne güzeldi eskiler ahhh…”
Bu cümleyle başlarız söze. Çünkü geçmiş, hatırlarken hep daha yumuşak, daha sakin, daha insani görünür. Mesleğin bir ağırlığı vardı, zanaatın bir itibarı… Usta–çırak ilişkisi, el emeği, sabır, beklemek. Bir şeyin olması zaman alırdı ve bu zaman, değerin kendisiydi.
Sonra makineler geldi. Önce kimse korkmadı. “İşimizi kolaylaştırıyor” dedik. Traktör geldi, sabanla çift sürme tarih oldu. Tarım verimi arttı, beden yükü azaldı. Kimse buna itiraz etmedi. Çünkü değişim fayda üretiyordu.
Şimdi ise robotlar geliyor. Sadece tarımda değil; sanayide, hizmet sektöründe, sağlıkta, eğitimde… Tarım işçiliği bile sürekli evrim geçiriyor. Toprağı tanıyan insanın yerini, toprağı analiz eden sensörler almaya başladı. Bu artık bir ihtimal değil, yaşanan bir gerçek.
Peki ya diğer alanlar?
Bugün geçmişi yad etmek için tozlu ansiklopedelere bakıyor, eski çağları düşünüp “ne kadar rahatlarmışız” diyoruz. Oysa o rahatlık, bugünden bakınca bir yanılsama. Kumandalar çıktı, cihazları bile kontrol eder olduk derken; şimdi akıllı robotlara talimat veriyoruz: “Yemek pişsin.” Ve pişiyor.
Çok yakın bir gelecekte uzay yolculukları hayal olmaktan çıkarsa, uçan arabalarla şehirler ve ülkeler aşılırsa şaşırmayacağız. Çünkü hız artık istisna değil, norm.
Bu dönüşümden esnaf da payını alıyor. Fotoğrafçılar… Ne zahmetlerle film yıkanırdı. Karanlık odalar, kimyasallar, bekleyiş… Bugün birkaç bilgisayar programıyla, dakikalar içinde dijital işler çıkıyor. Kalite arttı, hız arttı, maliyet düştü. Ama bazı meslekler, bu hıza uyum sağlayamadığı için sil baştan yok oldu.
Peki ya yenilikten korkanlar?
Ya da “ata öğretisi”ni olduğu gibi sürdürmeye çalışanlar?
Binbir zahmetle, ilkel şartlarda çabalamaya devam ediyorlar. Emeklerine saygı büyük. Ama gerçek şu: Çok yakın gelecekte, teknoloji hızına yenik düşecekler. Çünkü bu çağda direnmek çözüm değil. Dönüşmek gerekiyor. Hem de el becerilerini yitirmeden.
Sanat bile sorgulanır oldu.
Fırça darbeleriyle yapılan resimler, el emeği danteller, zanaat ürünleri… El emeğinin değeri tartışılamaz. Tartışılmamalı da. Ama bu alanlar bile evrim geçiriyor. Dijital sanat, yapay zekâ destekli tasarımlar, yeni ifade biçimleri ortaya çıkıyor.
Sorun teknoloji değil.
Sorun, “hiç değişmeden kalabilirim” sanrısı.
Güncellenmeyen toplumlar da, güncellenmeyen meslekler de çağın gelişmeleri karşısında can çekişmeye mahkûmdur. Bu bir tehdit değil, tarihsel bir gerçekliktir.
Elbette bu yenilikler hayatımızı kolaylaştırırken bir rehavet de yaratıyor. Kara kaplı defterler dijital ortama taşındı. Mektuplar yerini e-postalara bıraktı. Bir zamanlar mektubun içine sıkıştırılan kuru yapraklar, çiçekler vardı; şimdi “gönder” tuşu var. Daha pratik, daha hızlı. Ve evet, işimize de geliyor.
Ama bedeli var.
El becerileri büyük risk altında. Zanaatlar, ustalıklar, sabır gerektiren işler belki de son çırpınışlarını yaşıyor. Kontrolsüz bir hızla değişen teknoloji, sadece meslekleri değil; yaşam biçimlerimizi, ilişkilerimizi, hatta sabır eşiğimizi bile yeniden şekillendiriyor.
Asıl mesele şu soruda düğümleniyor:
Değişirken neyi koruyacağız?
Eğer cevap “hiçbir şeyi” ise, insanlığın özü zedelenir.
Eğer cevap “her şeyi olduğu gibi” ise, geleceğe varamayız.
Çözüm net ama zor: Dönüşmek zorundayız.
Ama insanı, emeği ve anlamı merkezden çıkarmadan.
Çünkü tarihte yok olan meslekler, genelde teknolojiden değil; değişime direnen zihinlerden yenildi.
Ve bugün hâlâ “ne güzeldi eskiler” diyorsak, belki de eskilerin güzel olmasının sebebi, yeniliğe kapalı olmamalarıydı.
Uzm Sosyolog-Psikolog Dr. Gülay GÜMÜŞ
[11:35, 06.02.2026] ozyarmersinpostasi: ŞİMDİOLDU
Mersin Ekonomi Platformu (MEP) Yönetim Kurulu ve üye dernek başkanları, MEP 14. Dönem Koordinatör Başkanı Hakan KAYACI başkanlığında, Mersin İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ercan ATASOY’u makamında ziyaret etti.
MEP 14. Dönem Koordinatör Başkanı Hakan KAYACI “ Mersin Valisi Atilla TOROS’un kent genelinde güven ortamının güçlendirilmesi yönündeki çok yönlü çalışmalarını biz de destekliyoruz.
Bu kapsamda güvenlik kuvvetlerinin sahada yürüttüğü çalışmalarında toplumsal huzurun korunması, ailelerin ve gençlerin her türlü tehditten uzak tutulması ve iş dünyasınında huzurlu bir ortamda yatırımlarına devam edebilmesi için bu konuda özveriyle görev yapan tüm güvenlik mensuplarının fedakarca çalışmalarını takdirle karşılıyoruz.
Sayın Valimiz, huzurlu bir Mersin hedefi doğrultusunda; ailelerin evlatlarını güvenle yetiştirebildiği, iş dünyasının ve yatırımcıların kendini güvende hissettiği bir şehir için sahada yürütülen her başarılı adımı desteklemekte ve bu başarıların toplumla paylaşılmasına büyük önem vermektedir.
Bu anlayış çerçevesinde MEP Yönetim Kurulu ve üye Dernek Başkanlarımızın Mersin İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ercan ATASOY ziyaretinde ;
Mersin’in kırsaldaki güvenlik durumu, iş dünyasının huzur içinde faaliyetlerini sürdürmesi ve yürütülen her türlü güvenlik faaliyetleri hakkında görüş alışverişinde bulunuldu” dedi.
Mersin İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ercan ATASOY ise MEP Üyesi Dernek Başkanlarının bu ziyaretinde yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Öncelikle Mersin İş Dünyasını temsil eden Mersin Ekonomi Platformu Başkan ve Üye Dernek Başkanlarının bu ziyaretini çok anlamlı buluyorum.
Mersin’de halkımız ve iş dünyamızın huzur içinde yaşaması ; iş ve sosyal yaşamına huzur içinde devam etmesi için her türlü tedbiri almaktayız.
Mersin’de bize düşen görev alanında yasadışı hiçbir faaliyete izin verilmemektedir.
Jandarma Teşkilatımız 7 gün 24 saat teyakkuz halinde görev yapmaktadır.
İş insanlarımızı ve vatandaşlarımızı huzursuz edecek hiç bir olumsuz girişime kesinlikle geçit verilmemektedir.
Jandarma Teşkilatı olarak tarafımıza ulaşan her türlü ihbar titizlikle değerlendirilerek , suç odaklarının kökü kazınacaktır.
Jandarma Komutanlığımız görev sahasındaki tüm konularda özveriyle çalışarak Mersin’in huzurunu sağlamaya devam edecektir” dedi.
MEP 14. Dönem Koordinatör Başkanı Hakan KAYACI yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “ İş dünyası olarak, yasadışı faaliyetlere karşı kararlı duruş sergileyen, sorunlara hızlı ve etkin çözümler üreten Jandarma Teşkilatımıza teşekkür ediyoruz.
Mersin iş dünyasının çatı organizasyonu olan MEP bileşenleri olarak, her zaman devletimizin ve güvenlik güçlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.
Mersine yatırım yapmak isteyen sanayici, tüccar tüm girişimcileri kentimize bekliyoruz .
Yerli ve yabancı tüm yatırımcılarımızı; güvenin, huzurun ve barışın kenti Mersin’e yatırım yapmaya davet ediyoruz.” dedi.
05 Şubat 2026
Saygılarımızla,
MERSİN EKONOMİ PLATFORMU ÜYE DERNEKLERİ

AK Parti Mersin İl Başkan Yardımcısı ve Tanıtım ve Medya Başkanı Cihan Ciğer, ilçe başkanlarıyla gerçekleştirdiği stratejik toplantıda Mersin teşkilatının yeni medya vizyonunu açıkladı. Ciğer, “Partimizin gücünü sahadan dijitale, her alanda en profesyonel şekilde yansıtacağız” dedi.
ÖZYARMERSİN POSTASI
HABER; MURAT ÖZTORNACI
– AK Parti Mersin İl Başkanlığı, İl Tanıtım ve Medya Başkanı Cihan Ciğer’in liderliğinde yerel ve dijital iletişim stratejilerini yeniden yapılandırıyor. İlçe Tanıtım ve Medya Başkanlarının katılımıyla gerçekleştirilen aylık olağan toplantıda, Mersin genelinde yürütülecek olan iletişim faaliyetleri masaya yatırıldı.
Ciğer: “Kurumsal Kimliğimiz Pusulamızdır”
Toplantıda konuşan Cihan Ciğer, AK Parti’nin kurumsal kimliğinin korunmasının ve doğru temsil edilmesinin öncelikli görevleri olduğunu vurguladı. Teşkilatın her biriminin ortak bir dil kullanmasının önemine dikkat çeken Ciğer; “Bizim en büyük gücümüz birliğimiz ve davamıza olan sadakatimizdir. Bu gücü, modern iletişim araçlarını en etkin şekilde kullanarak vatandaşlarımıza ulaştırmak noktasında kararlıyız. Kurumsal kimliğimizi her platformda titizlikle koruyacak ve güçlendireceğiz,” ifadelerini kullandı.
Dijital Mecralarda Stratejik Dönem
Saha çalışmalarının dijital dünyadaki karşılığına özel bir vurgu yapan Cihan Ciğer, sosyal medya platformlarında disiplinli ve planlı içerik üretiminin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu belirtti. Ciğer, toplantıda şu başlıkların altını çizdi:
“Teşkilatımızın sahadaki her bir dokunuşunu, her bir projesini dijital platformlarda stratejik bir akılla anlatacağız. Sosyal medya mecralarında planlı, disiplinli ve profesyonel içerik üretimimizle Mersin’in her bir sokağına, her bir hanesine ulaşacağız. Algı siyasetine karşı hakikat siyasetini sosyal medyada da hakim kılacağız.”
“Birlik İçerisinde Güçlü İletişim”
Mersin’in 13 ilçesinde koordineli bir çalışma yürütüleceğinin mesajını veren Ciğer, ilçe başkanlarıyla olan iletişim trafiğinin 7/24 esaslı devam edeceğini belirtti. Toplantı sonunda yaptığı değerlendirmede, “Birlik ve koordinasyon içerisinde, güçlü bir iletişimle yolumuza kararlılıkla devam ediyoruz. Toplantımız ilimiz ve partimiz için hayırlara vesile olsun,” dedi.
Haberleşme ve tanıtım alanında yeni projelerin de müjdesini veren Cihan Ciğer, toplantı sonrası ilçe başkanlarının görüş ve önerilerini tek tek not ederek çözüm odaklı çalışma prensibini bir kez daha ortaya koydu.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.