26 Şubat 2026 Perşembe
Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı, Mersin’de katma değerli üretimi artırmayı ve yeni yatırımlarla istihdama katkı sağlamayı hedefliyor.
Mersin Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Abdullah Özdemir, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı’nın Mersin için önemli fırsatlar sunduğunu belirterek, programın katma değeri yüksek üretimi teşvik edeceğini, istihdamı artıracağını ve sosyoekonomik gelişime katkı sağlayacağını ifade etti.
Mersin’in Türkiye’nin tarım üretiminde önemli bir merkez olduğunu vurgulayan Özdemir, 31 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan program kapsamında başvuruların 2 Mart – 15 Mayıs 2026 tarihleri arasında alınacağını kaydetti. Mersin için belirlenen yatırım başlıklarının tarım ve gıda sektöründe yüksek katma değer oluşturmayı hedeflediğini belirten Özdemir, önceki yıl olduğu gibi bu yıl da “Bakliyat Ürünlerinden Katma Değerli Hazır Gıda Üretimi” başlığının korunmasının, bakliyat ticaretinde merkez konumundaki il için önemli bir kazanım olduğunu söyledi.
Savunma sanayi için metal yapısal parça üretimi, tarımsal ürünlerden katma değerli ürünler, modern sera sistemleri ve akıllı tarım teknolojileri gibi alanların da Mersin’in gelişim modeliyle uyumlu olduğunu ifade eden Özdemir, bu alanlarda yapılacak yatırımların kentin üretim kapasitesini güçlendireceğini dile getirdi.
Teşvik programı kapsamında yatırımcılara yatırım tutarının yüzde 15’i oranında ve 301 milyon liraya kadar nakdi destek ya da yüzde 20’ye kadar faiz veya kâr payı desteği sunuluyor. Bunun yanı sıra vergi indirimi, KDV istisnası, yatırım yeri tahsisi, gümrük vergisi muafiyeti ve 8 yıl boyunca sigorta primi desteği gibi avantajlar da program kapsamında yer alıyor.
Özdemir, bu teşviklerin iç talebi karşılamanın yanı sıra ihracatta katma değeri artırarak Türkiye ekonomisine katkı sağlayacağını belirterek, üyelerden ve yatırımcılardan bu imkânları değerlendirerek üretim yapısını katma değerli ürünlere yönlendirmelerini beklediklerini ifade etti. Yerel kalkınmayı destekleyen programın, Mersin’in tarım ve sanayi potansiyelini daha ileriye taşıması bekleniyor.
İYİ Parti Mersin teşkilatının sembol isimlerinden Dr. Fevzi Karaca, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun tensipleriyle “Genel Başkan Başdanışmanlığı” görevine getirildi. Karaca’nın bu kritik hamlesi, Mersin siyasetinde büyük heyecan yarattı.
MERSİN – İYİ Parti’nin kuruluşundan bu yana Mersin’de siyasetin nabzını tutan, partinin kurucu il başkanlığı ve GİK üyeliği gibi en üst düzey kademelerinde başarıyla görev yapan Dr. Fevzi Karaca, siyasi kariyerinde yeni ve stratejik bir döneme adım attı. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun A Takımı’nda yer alan Karaca, artık partinin genel politika süreçlerinde ve teşkilat yapılanmasında en etkili isimlerden biri olacak.

Karaca’nın ataması, sadece bir görevlendirme değil, aynı zamanda Mersin’in siyasi gücünün genel merkez nezdindeki karşılığı olarak görülüyor. Uzun süredir parti tabanında aktif bir isim olan ve teşkilatçılığıyla bilinen Dr. Fevzi Karaca’nın;
Stratejik planlama,
Teşkilat koordinasyonu,
Ve bölgesel politika geliştirme süreçlerinde bizzat söz sahibi olması bekleniyor.
Parti tabanında “birleştirici güç” olarak tanımlanan Karaca’nın yeni görevi, Mersin teşkilatlarında da doping etkisi yarattı. Karaca’nın, Genel Başkan Dervişoğlu’nun en yakın çalışma arkadaşlarından biri olması, Mersin’in yerel sorunlarının ve taleplerinin Ankara’daki karar mekanizmalarına en kısa yoldan iletilmesini sağlayacak.
Mersin siyasetinin tecrübeli ismi olan Karaca, mesleki kariyerindeki başarısını siyaset sahnesine de taşıyarak İYİ Parti’nin Mersin’deki kurumsallaşma sürecine liderlik etti. GİK üyeliği ve çeşitli üst düzey görevlerin ardından gelen bu başdanışmanlık yetkisiyle Karaca, partisinin Türkiye genelindeki yeni vizyonuna doğrudan katkı sunacak.

Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen yüzlerce emekli, vergi adaletsizliğine ve ekonomik darboğaza karşı ses yükseltti. “Vergide Adalet, Gelirde Adalet” sloganlarının yükseldiği açıklamada, örgütlü mücadelenin önemi vurgulandı.
MERSİN – Mersin kent meydanı, bugün emeklilerin hak arayışına sahne oldu. Mersin Emek ve Demokrasi Platformu tarafından organize edilen basın açıklamasında; Mersin 2017 Tüm Emeklilerin Sendikası ve Birleşik Tüm Emeklilerin Sendikası omuz omuza vererek, emeklilerin yaşadığı ekonomik sefalete ve adaletsiz vergi sistemine karşı ortak bir deklarasyon yayınladı.
Basın açıklamasını okuyan platform sözcüleri, Türkiye’deki vergi yükünün büyük çoğunluğunun işçi, memur ve emeklinin omuzlarında olduğunu belirtti. Açıklamada, dolaylı vergilerin yüksekliğine dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi: “Mutfaktaki yangın her geçen gün büyürken, emekli maaşları daha ele geçmeden vergi ve zamlarla geri alınıyor. Bizler sadaka değil, yıllarca döktüğümüz alın terinin karşılığını ve insanca yaşayacak bir ücret istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir düzen kurulana kadar alanlarda olacağız.”
Etkinliğin en dikkat çeken noktalarından biri de emekli sendikaları arasındaki güç birliğiydi. Mersin 2017 Tüm Emeklilerin Sendikası ile Birleşik Tüm Emeklilerin Sendikası üyeleri, emeklilerin sendikal haklarının engellenmesine karşı “Örgütlü Mücadele” vurgusu yaptı. Katılımcılar, emeklilerin sadece ekonomik değil, aynı zamanda demokratik birer özne olarak tanınması gerektiğini savundu.
Sivil toplum kuruluşları, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda vatandaşın da destek verdiği eylemde şu talepler sıralandı:
Temel tüketim maddelerinden KDV’nin kaldırılması.
Emekli maaşlarının asgari geçim standartlarına çekilmesi.
Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması.
Vergi dilimlerinin ücretli kesim lehine yeniden düzenlenmesi.
Basın açıklaması, “Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!”, “Vergide Adalet İstiyoruz!” ve “Gün Gelecek, Devran Dönecek, Emekli Hakkını Alacak!” sloganlarıyla sona erdi. Platform temsilcileri, bu eylemin bir başlangıç olduğunu ve talepler karşılık bulana kadar Mersin sokaklarında emeklilerin sesinin yankılanmaya devam edeceğini belirtti.
DEM Partili Koca’dan Bakan Tekin’e “Öncelik İdeoloji mi, Çocuğun Beslenmesi mi?”
DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, okullarda Ramazan etkinlikleri düzenlenmesi ve öğrencilerin iftar/sahur görüntülerinin “raporlanması” yönünde talimat verildiği iddialarını TBMM gündemine taşıdı. Koca, ücretsiz okul yemeği ve hijyen/personel eksikliği gibi temel sorunlar sürerken “ideolojik içerikli uygulamalara” öncelik verildiği endişesini dile getirerek Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’den açıklama istedi.
Eğitimde tartışmalar bu kez “okullardaki Ramazan uygulamaları” başlığıyla Meclis’e taşındı. DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde; okullarda Ramazan etkinlikleri düzenlenmesi ve bu etkinliklerin raporlanması talimatı verildiği, ayrıca öğrencilerin evlerindeki iftar/sahur görüntülerinin raporlanmasının istendiği yönündeki iddiaları gündeme getirdi. Koca, önergesinde eğitimdeki nitelik sorunları çözülmeden bu tür etkinliklere ağırlık verilmesinin kamuoyunda endişe yarattığını vurguladı. Özellikle okullarda ücretsiz bir öğün yemek uygulamasının bulunmaması, personel eksikliği nedeniyle hijyen sorunlarının yaşandığına dair şikâyetler gibi temel başlıklar hatırlatılarak, önceliğin “çocuğun temel ihtiyaçları” olması gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Milletvekili Koca, öğrencilerin oruç tutmaya teşvik edilmesi ya da bu yönde baskı oluşmasına yol açabilecek uygulamaların pedagojik ilkelere uygun olup olmadığının da netleştirilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca Türkiye’nin OECD eğitim göstergelerinde alt sıralarda yer aldığına dair değerlendirmelere atıf yapılarak, eğitimde kalite ve eşitlik sorunları dururken bu tür uygulamaların Bakanlığın resmi yaklaşımı olup olmadığı sorgulandı.
Bakan Tekin’e yöneltilen sorular
Soru önergesinde öne çıkan başlıklar şöyle sıralandı:
Okullara Ramazan etkinlikleri düzenlenmesi ve rapor tutulmasına dair genelge/talimat verilip verilmediği, verildiyse hukuki dayanağının ne olduğu,
Ücretsiz bir öğün yemek uygulamasının olmamasının öğrencilerin beslenmesine etkisine dair araştırma yapılıp yapılmadığı ve planlanan tedbirler,
Oruç tutmaya teşvik veya baskı doğurabilecek uygulamalara karşı rehberlik ve denetim mekanizmaları,
Dini/kültürel etkinliklerde standartların ne olduğu ve veli–öğrenci rızasının nasıl alındığı.
Önergeyle birlikte, okullarda yürütülen etkinliklerin içeriği ve uygulama biçimi kadar, öğrencilerin beslenme ve hijyen gibi temel ihtiyaçlarının nasıl karşılandığı da yeniden kamuoyunun gündemine taşınmış oldu.
SALÇADA LİDER TAT GIDA, RAMAZAN’I SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜMENİN KALDIRACI YAPIYOR
Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, Ramazan ayının gıda tüketim alışkanlıklarında hem hacim hem de marka tercihleri açısından çok özel bir dönem olduğunu belirterek domates salçası ürünlerine yönelik talepte belirgin bir artış yaşandığını söyledi. Veysel Memiş, Tat Gıda’nın Ramazan dönemini uzun vadeli marka bağlılığı yaratma açısından stratejik bir konumlandırma dönemi olarak ele aldığını vurguladı.
Tat Gıda’nın ürünlerinin hem ulusal hem de uluslararası pazarlarda tüketiciler tarafından güvenle tercih edildiğini belirten Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, Ramazan döneminde temel tüketim kategorilerinde önemli bir hareketlilik yaşandığına dikkat çekti.
Veysel Memiş, “İftar ve sahur sofralarında salça, sos ve domates bazlı ürünler temel tüketim kalemleri arasında yer alıyor. Bu dönemde tüketiciler; kalite, güven ve doğallık kriterlerini her zamankinden daha fazla önceliklendiriyor. Tat olarak, mevsiminde hasat edilen yaz domateslerinden, katkısız ve koruyucusuz üretim yaklaşımıyla hazırladığımız ürünlerle tüketici güvenini güçlendiriyoruz. Ramazan ayında artan kategori talebini, sürdürülebilir büyüme ve uzun vadeli marka sadakatine dönüştürmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Domates salçası kategorisinde tonaj ve ciro bazında liderliğimizi sürdürüyoruz”
Tat Gıda’nın domates salçası kategorisinde tonaj ve ciro bazında Türkiye liderliğini sürdürdüğüne dikkat çeken Veysel Memiş, bu liderliği yalnızca pazar payı göstergesi olarak değil, marka değerini güçlendiren stratejik bir unsur olarak değerlendirdiklerini kaydetti. Ramazan döneminde perakende ve HoReCa kanallarında artan talebin, hem hacim büyümesi hem de tekrar satın alma davranışı açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Veysel Memiş, “Bu dönemi pazar payımızı sürdürülebilir şekilde koruyacak ve genişletecek bir kaldıraç olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Tat salçalarının mevsiminde hasat edilen yaz domateslerinden üretildiğini, sera domatesi kullanılmadığını ve katkı maddesi ile koruyucu içermeyen üretim yaklaşımının tüketici güveninde başrol oynadığını vurgulayan Veysel Memiş, tarımsal tedarik zincirinde kalite ve mevsimsellik odaklı yaklaşımın, markanın rekabetçi konumunu güçlendiren temel unsurlardan biri olduğunu kaydetti.
Tat Gıda’nın 5 kıtada 50 ülkeye ihracat yaptığına dikkat çeken Veysel Memiş,şirketin 500’ü sözleşmeli olmak üzere 1000’in üzerinde çiftçi ile kurduğu entegre tedarik modeliyle tarımsal üretimi katma değere dönüştürdüğünü sözlerine ekledi.