06 Haziran 2026 Cumartesi
CHP Mersin Milletvekili Talat Dinçer, Mersin’de üreticilerin yıllardır ekip biçtiği tarım arazileri ile bazı yerleşim alanlarının “orman arazisi” kapsamına alınması nedeniyle yaşanan mülkiyet krizini TBMM gündemine taşıdı. Dinçer, “Bu sadece tapu meselesi değil, köylünün emeği ve geleceği meselesidir” dedi.
Mersin’in kırsal bölgelerinde yıllardır üretim yapılan tarım arazileri ve bazı yerleşim alanlarının “orman arazisi” kapsamında değerlendirilmesi, bölge halkını tedirgin ediyor. Konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyan CHP Mersin Milletvekili Talat Dinçer, üreticilerin ve köylülerin mülkiyet haklarının korunması için sürecin takipçisi olacaklarını açıkladı. TBMM’de gerçekleştirilen görüşmede Geçimli Mahalle Muhtarı ve Geçimli Kooperatifi Başkanı Soner Kocatürk, iş insanı Devran Yıldız, Avukat Mustafa Armutlukuyu ve Mut Göksu Sulama Kooperatifi Başkanı Salih Tekin ile bir araya gelen Dinçer, bölgedeki mülkiyet sorunlarını masaya yatırdı.
Görüşmelerde özellikle yıllardır köylülerin emek vererek işlediği meyve ve sebze bahçeleri ile vatandaşların ev ve arsalarının, orman sınırları içinde gösterilmesi nedeniyle ortaya çıkan mağduriyetler gündeme geldi. Üreticilerin büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kaldığını belirten Dinçer, sorunun yalnızca tapu kayıtlarıyla sınırlı olmadığını söyledi.
“Bu mesele sadece mülkiyet meselesi değildir” diyen Dinçer, “Burada söz konusu olan köylünün emeği, üretimi ve alın teridir. Yıllardır işlenen toprakların ve insanların yaşam alanlarının geleceği belirsizliğe sürüklenemez” ifadelerini kullandı.
Yaşanan sorunların çözümü için Meclis’e soru önergesi ve araştırma önergesi sunduklarını açıklayan Dinçer, devlet kurumlarının konuya duyarlılıkla yaklaşması gerektiğini vurguladı. Bölgedeki vatandaşların hak kaybına uğramaması için süreci yakından izlemeye devam edeceklerini belirten Dinçer, belirsizliklerin ortadan kaldırılması çağrısında bulundu.
Mersin’in üretim gücünü oluşturan köylülerin ve çiftçilerin yanında olduklarını ifade eden Dinçer, “Toprağını işleyen, üreten ve ülke ekonomisine katkı sağlayan vatandaşlarımızın haklarını sonuna kadar savunacağız” dedi.
Bölgede yaşanan gelişmelerin önümüzdeki günlerde hem yerel yönetimlerin hem de ilgili kamu kurumlarının gündeminde önemli bir yer tutması bekleniyor.
MERSİN POSTASI – Mersin Özgür Yargı Derneği, Mersin Barosu ve Mersin Tabip Odası iş birliğiyle düzenlenen “Ulusal ve Uluslararası Çocuk Hakları Kapsamında MESEM Uygulamaları: Eğitim mi, Sömürü mü?” başlıklı sempozyum kent genelinde geniş bir sivil toplum katılımıyla gerçekleştirildi. Çocuk haklarının korunması, adalet ve toplumsal eşitlik kavramlarının odak noktası olduğu bu anlamlı organizasyon, Mersin kamuoyunda büyük bir ses getirdi.
Eski Adalet Bakanı Mehmet Seyfi Oktay Katılım Sağladı

Çok sayıda akademisyen, hukukçu ve sivil toplum temsilcisinin bir araya geldiği sempozyum, Eski Adalet Bakanı Sn. Mehmet Seyfi Oktay’ın teşrifleri ve konuşmalarıyla tarihi bir anlam kazandı. Alanında uzman birçok profesör hocanın bildiri sunduğu ve Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamalarını uluslararası çocuk hakları sözleşmeleri ışığında masaya yatırdığı oturumlar ilgiyle takip edildi.
MMATT Derneği’nden Sempozyuma Tam Destek
Müslüman Milletler Anadolu Turan Derneği (MMATT) de toplumsal farkındalığı yüksek bu büyük organizasyonda yerini alarak çocuk hakları mücadelesine destek verdi. Sempozyumun ardından yazılı bir deklarasyon yayımlayan MMATT Genel Başkanı Güney Tüzün, etkinliğin önemine şu sözlerle dikkat çekti:
“Çocuk haklarının korunması, eşitlik ve adalet konulu sempozyuma Müslüman Milletler Anadolu Turan Derneği olarak katılım sağladık. Eski Adalet Bakanımız Sn. Mehmet Seyfi Oktay’ın katılımlarıyla anlam kazanan ve birçok profesör hocamızın da katkı sunduğu bu değerli sempozyum için Özgür Yargı Derneği Genel Başkanımız Sn. Kurtuluş Taylan Çalışır Bey’e sonsuz şükran ve saygılarımızı sunar, başarılarının devamını temenni ederiz.”
Mersin akademik ve sivil toplum çevrelerince tam not alan organizasyon, çocuk işçiliği ve eğitim hakkı ihlallerine yönelik çözüm önerilerinin sunulduğu sonuç bildirgesiyle tamamlandı.
Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden alınan Özgür Özel, Çorum’da düzenlenen Uluslararası 1’inci Alevilik Çalıştayı Kongresi ve Çorum Rıza Şehri Alevi Canlar Buluşması’na katılarak iktidara karşı sert mesajlar verdi. Büyük bir coşkuyla karşılanan Özel, kendisini hedef alan yargı kararlarına ve baskılara değinerek, operasyon, tehdit ve şantajlarla karşı karşıya olduklarını belirtti. Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkanlığa getiren mutlak butlan kararına da değinen Özel, bu meselesinin partinin bir iç sorunu olmadığını, doğrudan Saray rejimi ile millet iradesi arasındaki bir kavgadan ibaret olduğunu savundu. Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” sözünü hatırlatan Özel, her ne pahasına olursa olsun geri adım atmayacağını vurgulayarak, gerekirse bu başı vereceğini ama iktidara asla baş eğmeyeceğini dile getirdi.
Devlet adına rızalık borcu ödeme sözü
Konuşmasında Alevi toplumunun sorunlarına ve eşit yurttaşlık taleplerine geniş yer ayıran Özel, bugün ülkeyi yönetenlerin Alevi toplumuna bir rızalık borcu olduğunu söyledi. Kendisi, partisi ve ülkenin geleceğinde Türkiye’yi yöneteceğine inandığı kadroları adına konuşan Özel, eninde sonunda devlet adına Alevilerden o rızalığı mutlak surette alacaklarının taahhüdünü verdi.
Eşit yurttaşlık vurgusu ve bakanlık eleştirisi
Mevcut yönetimin Aleviliği bir inanç yerine yalnızca bir kültür veya folklor olarak görmesini eleştiren Özel, cemevlerinin ibadethane sayılmamasının, aynı vergi verilirken aynı hizmetin alınamamasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Semahın bir ibadet olduğundan habersiz olunmasını ve bunun bir müzik ya da folklor olarak görülmesini iktidarın Alevileri anlamadığının küçük bir örneği olarak niteleyen Özel, Sünni inancına yönelik kurumsal bağlar cumhurbaşkanlığı ve devletin başı düzeyindeyken Alevilerin Kültür Bakanlığı’na bağlanmasını haksızlık olarak yorumladı ve bu durumun CHP iktidarına olan ihtiyacı gösterdiğini savundu.
Madımak utanç müzesi olacak
Bu büyük sorunu kökten çözerek Sivas’taki Madımak Oteli’ni bir utanç müzesi haline getirme sözünü yineleyen Özel, Alevilere yönelik din eğitiminden ibadethanelerinin devlet tarafından resmen tanınmasına kadar her alanda çaba sarf edeceklerini belirtti. İnancın eşit, ayrımsız ve özgür şekilde yaşanması için devletin tüm din, inanç ve mezheplere eşit ve doğru konumlanmasını sağlayacaklarını vurgulayan Özel, sarayın kurduğu kumpasları canların sevgisinin, mücadelesinin ve sahip çıkışının yeneceğini söyledi. Kendilerine sahip çıkan halkla birlikte bu yolu yürüyerek eninde sonunda menzile varacaklarını ve başaracaklarını ekleyen Özel, en adil ve en güzel günlerde hep birlikte olacaklarının sözünü verdi.
Sinema Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında 417’si ilk defa olmak üzere sinema salonlarında toplam 771 film gösterildi. İlk defa gösterime giren 417 filmin 159’u yerli, 258’i yabancı film oldu. 2025 yılında sinema salonu sayısı 2 bin 161 olurken, sinema salonlarındaki koltuk sayısı 253 bin 364 oldu.
Sinema seyirci sayısı 27 milyon 657 bin 591 oldu
Sinema seyirci sayısı bir önceki yıla göre %15,0 azalarak 27 milyon 657 bin 591 kişi oldu. Yerli film seyirci sayısı %18,3 azalarak 15 milyon 96 bin 336 kişi olurken, yabancı film seyirci sayısı %10,7 azalarak 12 milyon 561 bin 255 kişi oldu.
Tiyatro salonu sayısı 1 101 oldu
Tiyatro salonu sayısı 2024/’25 sezonunda 1 101 olurken tiyatro salonu koltuk sayısı 494 bin 184 oldu.
TiyatroDevlet Tiyatroları tarafından oynanan eser gösteri sayısı 6 bin 667 oldu
Devlet Tiyatroları tarafından 2024/’25 sezonunda 99’u telif eser, 138’i çeviri eser olmak üzere toplam 237 eser oynandı. 2024/’25 sezonunda Devlet Tiyatroları tarafından oynanan yetişkin eseri gösteri sayısı 5 bin 55 olurken çocuk eser gösteri sayısı 1 612 oldu. Devlet Tiyatroları seyirci sayısı bu sezonda 1 milyon 951 bin 41 oldu.
Tiyatro seyirci sayısı 8 milyon 183 bin 257 oldu
Tiyatro salonlarında oynanan eser sayısı 2024/’25 sezonunda geçen sezona göre %4,8 artarak 10 bin 216 oldu. Tiyatro salonlarında oynanan çeviri eser seyirci sayısı %14 artarak 2 milyon 459 bin 735 olurken, telif eser seyirci sayısı geçen sezona göre %2,9 azalarak 5 milyon 723 bin 522 oldu.
Tiyatro salonlarında oynanan çocuk eseri gösteri sayısı 13 bin 156 oldu
2024/’25 sezonunda tiyatro salonlarında oynanan çocuk eseri gösteri sayısı %5,5 artarak 13 bin 156 olurken yetişkin eseri gösteri sayısı %5,7 azalarak 21 bin 619 oldu. Aynı sezonda çocuk eseri seyirci sayısı %5,3 artarken, yetişkin eseri seyirci sayısı ise %0,1 arttı.
Çocuk ve yetişkin eser gösteri sayıları, 2016-2025
salonu sayısı, 2016-2025
Opera ve bale seyirci sayısı 511 bin 376 oldu
Türkiye’de 2024/’25 sezonunda 6 ilde Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğüne bağlı salonlarda opera ve bale gösterisi yapıldı. Opera ve bale seyirci sayısı bir önceki sezona göre %16,5 artarken, gösteri sayısı %21,8 arttı.
Orkestra, koro ve topluluk seyirci sayısı 436 bin 227 oldu
Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı 6 orkestra, 11 koro ve 11 topluluk faaliyet gösterdi. Orkestra, koro ve topluluklarda seyirci sayısı %11,0 azalarak 436 bin 227 oldu. Orkestra seyirci sayısı geçen sezona göre %15,3 azalırken, koro seyirci sayısı %27,6 arttı, topluluk seyirci sayısı ise %25,5 azalarak 142 bin 766 oldu.
Dünya genelinde ruhsal hastalıklar çığ gibi büyürken, kaygı (anksiyete) bozukluğu en yaygın akıl sağlığı problemi olarak zirveye yerleşti. Saygın tıp dergisi The Lancet’te yayınlanan küresel bir analiz, kaygı bozukluğu vakalarının 1990 yılından bu yana yüzde 158 oranında devasa bir artış gösterdiğini ortaya koydu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da dünyanın en yaygın ruhsal sorunu olarak tanımlanan bu rahatsızlık, özellikle Covid-19 pandemisiyle birlikte kelimenin tam anlamıyla patlama yaşadı. Toplam 204 ülke ve 21 bölgeye ait 2023 yılı verilerinin masaya yatırıldığı kapsamlı çalışmada, dünyada yaklaşık 1,2 milyar insanın ruhsal hastalıklardan muzdarip olduğu saptandı. Veriler, kaygı bozukluğu ve depresyonun bu tabloda başı çektiğini gösteriyor.
DSÖ’nün 2021 verilerine göre dünya genelinde 359 milyon insanı doğrudan etkileyen kaygı bozukluğu, cinsiyet ve yaş gruplarına göre de farklılıklar gösteriyor. İstatistiki verilere göre kaygı bozukluklarından etkilenen kadın sayısı erkeklerden çok daha fazla seyrediyor. Belirtileri genellikle çocukluk veya ergenlik döneminde başlayan bu hastalığın tedavisi tamamen mümkün olmasına rağmen, hastaların ancak dörtte biri gibi çok düşük bir oranı tıbbi veya psikolojik tedavi görüyor. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin verileri ise yaygın kaygı bozukluğunun Türkiye’deki yaşam boyu görülme sıklığının yüzde 5 ila 6 arasında değiştiğini ortaya koyuyor. Toplumda aşırı endişe ve kaygıyı tetikleyen unsurların başında ise genellikle sağlık, aile, para ve işle ilgili konular geliyor.
Hafif endişe hayatta tutar, bozukluk ise felç eder
Uzmanlar, herkesin zaman zaman kaygı duyabileceğini ve bir dereceye kadar bu duygunun hayatta kalmamız için gerekli olduğunu belirtiyor. Normal şartlarda hafif ve baş edilebilir düzeyde olan bu kaygı, günlük sorunlarla baş edebilmemiz için hazırlıklı olmamızı, tehlike durumunda da hızlı karar verip kurtulmamızı sağlıyor. Ancak kaygı bozukluğu olan kişiler, ortada gerçek bir neden yokken ya da bir neden olsa bile durumla tamamen uygunsuz, aşırı ve denetlenemeyen nitelikte yoğun bir korku ve endişe sarmalına giriyor. Beyinleri her şeyi bir tehdit olarak algılamaya başlayan bu kişilere fiziksel gerginlik, bilişsel ve davranışsal olumsuz belirtiler eşlik ediyor. Kontrol edilmesi son derece zor olan bu durum, tedavi edilmediğinde kronikleşerek kişinin aile, sosyal, okul ve iş hayatını felç ederek günlük aktivitelerini engelliyor.
Çoğu zaman kişi endişelerinin aşırılığının farkında olsa da endişelenmelerini denetleyemez ve bir türlü sakinleşemez. Çevrelerinde genellikle “aşırı evhamlı” olarak tanınan bu hastaların durumunu değerlendiren Moodist Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, uzun yıllardır bilinen bu rahatsızlığın özellikle pandemi sonrasında hem sıklığının arttığını hem de daha erken yaşlara kaymaya başladığını ifade etti. Salgın döneminde “sağlık anksiyetesi” kavramının patlak verdiğini dile getiren Dr. Taş, belirsizlik, sosyal izolasyon ve her gün açıklanan ölüm skorlarının insan psikolojisini sarstığını söyledi. Kaygıların temelinde belirsizliklere tahammül edememenin yattığını belirten Taş, insanın her zaman geleceği bilmek ve kendini hazırlamak istediğini, pandemi sürecindeki travma ve yasların ise küresel kaygıyı tırmandırdığını vurguladı.
Dijital veri bombardımanı ve savaş haberleri beynin alarmını bozuyor
Günümüz iletişim olanaklarının insan beynine aşırı veri yüklediğine dikkat çeken Dr. Pelin Taş, dünyanın diğer ucundaki savaş, afet, açlık ve iklim krizlerinden saniyeler içinde haberdar olmanın büyük bir risk barındırdığını ifade etti. Savaşa doğrudan maruz kalınmasa bile görsel ve haberlere tanıklık etmenin insanları travmatize ettiğini söyleyen Taş, en temel içgüdü olan yaşama arzusunun bu görüntülerle tehdit hissettiğini ekledi. Kaygı bozukluğunu açıklamak için bir araba alarmı metaforu kullanan Taş, arabanın çalınmaması için kurulan alarm sisteminin yanından kedi veya kuş geçtiğinde de ötmesi durumunda işlevselliğinin bozulmuş olacağını, kaygı bozukluğunda da beynin artık doğru yerde doğru tepkiyi veremediğini belirtti. Taş ayrıca farkındalık, sosyokültürel seviye ve beklentiler arttıkça kaygının da paralel olarak arttığını dile getirdi.
Türkiye’de kaygı bedende hayat buluyor
Bir duygu olarak kaygının kalıcı bir bozukluğa dönüştüğünü gösteren en temel kriter, kişinin günlük işlevselliğinin bozulması olarak kabul ediliyor. Kaygılardan ötürü günlük yaşam sorumluluklarını yerine getirememek, sürekli hastanelere gidip tahlil ve tetkik yaptırmak, uyuyamamak, ev içinde durmadan hareket etmek ve yemek yiyememek gibi durumların aile ve iş yaşantısına yansıması hastalığı tescilliyor. Dr. Pelin Taş, bu belirtilerin genellikle altı aydan uzun sürmesinin tanı için önemli bir kriter olduğunu açıkladı. Türkiye’deki tablonun da dünyadaki artış ivmesiyle paralellik gösterdiğini belirten Taş, özellikle şehirde yaşayanlarda, orta yaştan genç yaşa doğru artan bir eğilim gözlemlediklerini, burada ekonomik zorlukların ve “Mezun olunca iş bulabilecek miyim?” şeklindeki gelecek endişelerinin büyük rol oynadığını söyledi.
Türkiye’deki vakaların dünyadan farklı olarak “bedenselleştirme” eğilimi gösterdiğini aktaran Dr. Pelin Taş, kendisini duygusal olarak ifade etmekte güçlük yaşayan insanların kaygıyı bedensel şikayetlerle dışa vurduğunu ifade etti. “Canım sıkkın, kaygılıyım, üzgünüm” diyemeyen hastaların doktora çarpıntı, mide bulantısı, ateş basması, el ve ayak uyuşması gibi şikayetlerle başvurduğunu belirten Taş, bu tablonun kadınlarda çok daha yaygın görüldüğünü yineledi. Uzmanlar, kaygı bozukluğuyla baş etmek ve ruh sağlığını korumak için altın değerinde önerilerde bulunuyor. Bu doğrultuda, kaygıyı daha da kötüleştirebilecek alkol tüketiminden kaçınılması veya azaltılması, yasadışı uyuşturucu maddelerden uzak durulması gerekiyor. Kısa bir yürüyüş bile olsa düzenli egzersiz yapılması, düzenli yeme-uyuma alışkanlıklarına sadık kalınması ve sağlıklı beslenilmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca, yavaş nefes alma, aşamalı kas gevşetme gibi gevşeme tekniklerinin öğrenilmesi ve günde sadece birkaç dakika bile olsa farkındalık meditasyonu alışkanlığının edinilmesi kaygıyla mücadelede en etkili yöntemler arasında gösteriliyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.