03 Şubat 2026 Salı
Tüzün Trafo Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Tüzün, Berat Kandili dolayısıyla yaptığı açıklamada, bu mübarek gecenin bireysel ve toplumsal anlamda kendimizi sorgulamak, hatalardan ders çıkarmak ve geleceğe daha güçlü adımlarla yürümek için önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.
Bu gecede insanlar Allah’tan af diler, dua eder ve tövbe etmeye çalışır. Kalplerin temizlenmesi ve geçmiş hatalar için bağışlanma istenmesi önemlidir.
“Üretimde Başarı, Değerlerle Birlikte Anlam Kazanır”
Hasan Tüzün, sanayi ve üretim dünyasında sürdürülebilir başarının yalnızca teknoloji ve yatırım değil, aynı zamanda ahlaki değerler, emeğe saygı ve adalet duygusuyla mümkün olduğunu vurguladı. Berat Kandili’nin bu değerleri yeniden hatırlattığını dile getirdi.
“Dayanışma Ruhu Güçlü Toplumların Temelidir”
Açıklamasında birlik ve beraberliğin önemine dikkat çeken Tüzün, bu mübarek gecenin paylaşma, yardımlaşma ve toplumsal dayanışma bilincini güçlendirmesini temenni etti. Huzurlu bir toplumun karşılıklı anlayışla inşa edileceğini ifade etti.
“Berat Kandili Ülkemize Huzur ve Bereket Getirsin”
Tüzün Trafo Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Tüzün, mesajının sonunda tüm vatandaşların Berat Kandili’ni kutlayarak, bu anlamlı gecenin Türkiye’ye ve tüm insanlığa sağlık, barış ve bereket getirmesini diledi.
ÖZYAR MERSİNPOSTASI
HABER ;MURAT ÖZTORNACI
– Türkiye’nin gıda devlerinden biri olan Arbel Bakliyat’ın Yönetim Kurulu Başkanı, hayırsever iş insanı Mahmut Arslan, geçtiğimiz günlerde uğradığı silahlı saldırı sonrası Olayın duyulmasının ardından Mersin, son yılların en yoğun “geçmiş olsun” trafiğine sahne oldu.
Siyaset ve İş Dünyasından Destek Yağmuru
Saldırı haberiyle birlikte sadece Mersin değil, Türkiye genelindeki iş ve siyaset çevreleri ayağa kalktı. Arslan ailesinin ikametgahı ve şirket merkezi, geçmiş olsun dileklerini iletmek isteyen ziyaretçilerle dolup taştı.
İYİ Parti Mersin İl Yönetim Kurulu üyeleri, kentin önde gelen iş insanlarından Mahmut Aslan’ı ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Ziyarette Mersin ekonomisi ve Türkiye’nin tarım stratejileri üzerine kritik istişarelerde bulunuldu.
ÖZYAR MERSİNPOSTASI
HABER; MURAT ÖZTORNACI
– İYİ Parti Mersin İl Başkanlığı, saha çalışmaları ve sivil toplum kuruluşları/iş dünyası ziyaretleri kapsamında kentin kanaat önderleriyle bir araya gelmeye devam ediyor. Bu kapsamda İYİ Parti İl Yönetim Kurulu üyeleri, Mersin’in ve Türkiye’nin tarım ve gıda devlerinden biri olan iş insanı Sayın Mahmut Aslan’ı makamında ziyaret etti.
Ekonominin Nabzı Tutuldu
Geçmiş olsun dileklerinin iletilmesiyle başlayan görüşme, kısa sürede Türkiye ekonomisinin can damarı olan tarım ve ihracat konularının tartışıldığı bir platforma dönüştü. İYİ Parti heyeti, partinin ekonomi ve tarım politikaları üzerine görüşlerini aktarırken; Mahmut Aslan da sektörün içinden biri olarak sahadaki durumu, ihracatta karşılaşılan fırsatları ve potansiyel riskleri paylaştı.
“Tarım Mersin’in ve Türkiye’nin Geleceğidir”
Ziyaret sonrası İYİ Parti heyeti adına yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bugün İl Yönetim Kurulu üyelerimizle birlikte Mersin’imizin kıymetli iş insanı Sayın Mahmut Aslan’a geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk. Kendisiyle sadece şehrimizin değil, ülkemizin tarım sektörü, ihracat potansiyeli ve geleceğine dair son derece samimi ve verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Fikir alışverişinde bulunduğumuz bu görüşme, yerel üretimin ve sanayicinin desteklenmesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.”
“Mersin İçin Ortak Akıl Vurgusu”
İYİ Parti Mersin İl Yönetimi, Mersin’in değerlerine sahip çıkmaya ve kentin dinamikleriyle sürekli iletişim halinde olmaya devam edeceklerini vurguladı. Sayın Mahmut Aslan’ın gösterdiği içten misafirperverlikten dolayı duydukları memnuniyeti dile getiren heyet, Aslan’a başarılı ve hayırlı işler temennisinde bulunarak ziyaretini sonlandırdı.
SON DAKİKA: MUT’TA “AK PARTİ” SESLERİ YÜKSELİYOR!
Başkan Murat Orhan Yuvaya mı Dönüyor? Külliye İddiası Gündeme Bomba Gibi Düştü!
Mut Haber Özel – Mersin siyaseti bugünlerde tek bir merkezden yönetilen kulis bilgisiyle sarsılıyor. 31 Mart seçimlerinde İYİ Parti’den Belediye Başkanı seçilen Murat Orhan’ın, AK Parti saflarına katılacağı yönündeki iddialar artık yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.
Ankara Trafiği Hızlandı: Yarın Rozet mi Takılacak?
Gelen son bilgilere göre, Başkan Murat Orhan’ın bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kritik bir görüşme yaptığı iddia ediliyor. Siyasi kaynaklar, geçtiğimiz haftalarda AK Parti’ye katılan Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır’ın bu süreçte “köprü” görevi üstlendiğini belirtiyor. Yarın gerçekleştirilecek olan AK Parti Grup Toplantısı’nda, Orhan’a bizzat Cumhurbaşkanı tarafından rozet takılması bekleniyor.
📊 Mut Belediye Meclisi: Olası Senaryo ve Sandalye Dağılımı
Başkan Murat Orhan’ın AK Parti’ye geçmesi, sadece kişisel bir tercih değil; belediye meclisindeki dengeleri de temelden sarsacak bir hamle. İşte mevcut tablo ve olası geçiş sonrası beklenen durum:
| Siyasi Parti | Mevcut Durum (İYİ Parti Dönemi) | Olası Durum (AK Parti Geçişi Sonrası) |
| İYİ Parti | 10 Üye + Başkan | 0 – 2 (Olası İstifalar Sonrası) |
| AK Parti / MHP (Cumhur İttifakı) | 9 Üye | 17 – 19 Üye + Başkan |
| CHP | 6 Üye | 6 Üye |
Analiz Notu: Murat Orhan’ın geçişiyle birlikte, kendisine yakın olan İYİ Partili meclis üyelerinin de büyük bir kısmının “blok halinde” AK Parti saflarına geçmesi bekleniyor. Bu durum, mecliste “Cumhur İttifakı” hakimiyetini mutlak hale getirecek.
Peki Mut Halkı Ne Diyor?
Haber merkezimize ulaşan ilk tepkiler ikiye bölünmüş durumda:
Gençlik Kayıp Mı? Yoksa Biz Mi Onları Anlamıyoruz?
Çevremde sık sık şu cümleleri duyuyorum: “Bu gençlikten bir halt olmaz”, “Bizim zamanımızda saygı vardı, beceri vardı”, “Bunlar boş çuval gibiler, evlenmiyorlar, doğru dürüst çalışmıyorlar!”
Bu tür yargılar, neredeyse her kuşak değişiminde tekrarlanan bir ninni gibi. Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa biz, değişen dünyanın ritmine ayak uydurmakta zorlandığımız için, yeni olanı “kayıp” olarak mı damgalıyoruz?
Ben, bu konuyu uzun uzun düşündüm. Ve vardığım sonuç şu: Durum hiç de öyle değil. Hatta tam tersine, bugünün gençliğinin önünde, bizim hayal bile edemeyeceğimiz fırsatlar ve zorluklar var. Önce şunu kabullenmemiz gerekiyor: Çağ değişti. Radikal biçimde.
Bizim dönemimizde fiziksel güç, mekanik beceriler ön plandaydı. Sonra makineler çıktı, şimdi ise yapay zekâ ve robotlar hayatımızın merkezine yerleşiyor. İş tanımları, kariyer yolları, hatta “beceri” dediğimiz şeyin kendisi baştan aşağı değişti. Artık karmaşık kodları çözen, dijital dünyanın içine doğmuş, algoritmik düşünen bir nesil var. Onlar, bizim “boş zaman” dediğimiz anlarda bile, yepyeni bir dil öğreniyor, küresel topluluklara bağlanıyor, problem çözme yeteneklerini geliştiriyorlar.
Elbette sorunlar yok değil. Dijital bağımlılıklar, aşırılıklar, sosyal becerilerde gözlemlenen eksiklikler gerçek. Ama unutmayalım, her çağın kendi riskleri ve “kötü rol modelleri” olmuştur. 80’lerin, 90’ların gençliğine de “umursamaz, asi” denmiyor muydu? Mesele, yeni olan her şeyi risk olarak görmek değil, dengeyi nasıl kuracağımızı bulmak.
Ben, şahsen bu nesilden büyük umutluyum. Öğrencilerimle konuşurken onlarda gördüğüm şey: Hayır diyebilme cesareti. Dayatmalara, anlamsız kurallara sorgulayıcı bir tavırla yaklaşıyorlar. Ne istediklerini, istemediklerini – bazen sertçe de olsa – net ifade ediyorlar. Bu, “saygısızlık” değil, özgüven ve sınır bilinci. Geleceği inşa edecek olan da bu bilinçtir.
Peki bu geçiş sürecini kim yumuşatacak? Cevap açık: Orta yaş grubu, yani bizler. Bizler, geçmişin deneyimi ile geleceğin vizyonu arasında duran köprüleriz. Görevimiz, çocuklarımızı geçmişin katı kalıplarıyla ezmemek, ama aynı zamanda köksüz, savrulmuş hissetmemeleri için bir denge noktası sunmak. Yeni nesil “gümbür gümbür” gelirken, acaba biz mi treni kaçırıyoruz?
Bir düşünelim: Eskiden çocuklar “sokak kültürü” ile yetişirdi. Mahalleler vardı, fiziksel oyunlar vardı. Şimdi birçoğu evde, ekran karşısında vakit geçiriyor. Bu, uzun vadede sağlık sorunları doğurabilir, evet. Fakat şunu da fark edelim: Aynı ekranlar, onlara anında erişilebilen bir dünya sunuyor. Hiç dikkat ettiniz mi, oyun oynarken birbirleriyle İngilizce veya başka dillerde anlaşabiliyor, takım kurup strateji geliştirebiliyorlar. Bu, pasif bir tüketim değil, aktif bir öğrenme ve iletişim alanı.
İşin bir de pratik tarafı var: Dijital dünyada onlara muhtacız. Dijital para sistemleri yaygınlaştığında, ilk kapısını çalacağınız kişi torununuz olacak. Yeni bir telefon aldığınızda, “Al bana şu uygulamayı kurar mısın?” diye soran sizsiniz. Bir form dolduracaksınız, mail atacaksınız, sosyal medya hesabı açacaksınız… Çoğumuz için karmaşık olan bu işlemler, onlar için soluk almak kadar doğal. Bir nevi, dijital dünyada bizim “bastonumuz” oluyorlar.
Son söz: Onlar yeni çağa doğdu. Biz ise bu çağa tutunmak için bazen onların ellerine bakıyoruz. Yılların birikimi olan tecrübemiz paha biçilmez, evet. Ama onların hızlı öğrenme, uyum sağlama ve dijital okuryazarlık becerileri de en az o kadar değerli. Zihinleri hızlı işliyor, bilgiye ulaşma yollarını biliyorlar. Bizi geleceğe, yeni bir medeniyet anlayışına taşıyacak olan onlardır.
Belki de soru, “Gençlik kayıp mı?” değil, “Biz, onların dünyasını anlamak için yeterince çaba harcıyor muyuz?” olmalı.
ANALİZ: Bu noktada, işin psikolojik ve sosyolojik boyutuna da değinmekte fayda var. “Kayıp nesil” söylemi aslında bir “gelecek korkusu”nun dışavurumu. Yetişkinler, kontrolü ellerinde tutmak, bildikleri dünyanın devam etmesini istiyor. Gençlerin farklı tercihleri ise bu kontrol hissini tehdit ediyor. Oysa tarih bize gösteriyor ki, her nesil bir öncekini “yozlaşmış” görme eğiliminde. 1920’lerin flapper kızları da, 1960’ların hippileri de, 1990’ların X kuşağı da aynı eleştirileri yemişti.
Ayrıca, günümüz gençliğinin önündeki zorlukları hafife almamak gerek. İklim krizi, ekonomik istikrarsızlık, dijital iz ve sosyal medya baskısı gibi devasa sorunlarla yüzleşiyorlar. Belki de “saygısızlık” olarak yorumladığımız tavır, bu ağır yükler altında gelişen bir “direnç” ve “hakikat arayışı” belirtisidir.
Çözüm, kuşaklar arasında dikenli teller örmekte değil, köprüler kurmakta. Onları anlamaya çalışarak, deneyimlerimizi dayatmadan aktararak ve onların bize öğreteceği yeni dili öğrenmeye açık olarak ilerleyebiliriz. Unutmayalım, dünya hiçbirimizin tekelinde değil. Gelecek, karşılıklı öğrenmenin ve saygının üzerine inşa edilecek.
Gülay Gümüş