DOLAR 46,1386 0.03%
EURO 53,3292 0.07%
ALTIN 6.109,25-3,32
BITCOIN 28654301.15871%
Mersin
25°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

ozyar

ozyar

10 Haziran 2026 Çarşamba

“Çevreci bir nesil yetiştirmek için anaokulunda başlamalı”

“Çevreci bir nesil yetiştirmek için anaokulunda başlamalı”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çevre Mühendisi Evren Erdoğan Diker, toplumda çevre bilincinin henüz tam olarak oturmadığını belirterek, bu bilincin küçük yaşlarda eğitimle kazandırılması gerektiğinin altını çizdi. Çevre sorunlarının sadece yerel yönetimlerin projeleriyle çözülemeyeceğini, halkın bu süreçlere entegre olmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Evren Erdoğan Diker, bilincin olmadığı yerde projelerin başarıya ulaşmasının güç olduğunu söyledi.
Çevre mühendisliğinin peyzaj mimarlığı ile karıştırıldığı günlerin geride kaldığını belirten 25 yıllık Çevre Mühendisi Evren Erdoğan Diker, sıfır atık projeleri ve iklim kanununun ardından mesleğin hak ettiği değeri yeni yeni görmeye başladığını söyledi. Mersin’in çarpık imar yapısının çevre üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Erdoğan Diker, çevre bilincinin ancak anaokulu seviyesinde başlayacak bir eğitim seferberliği ile tabana yayılabileceğini vurguladı.
Çevre bilinci anaokulundan başlamalı
Mesleki kariyerine özel sektör tecrübesinin ardından 2012 yılında kurduğu e-çevre danışmanlık firmasıyla devam eden Çevre Mühendisi Evren Erdoğan Diker, toplumdaki çevre algısını ve Mersin’in bu alandaki konumunu değerlendirdi. Halk arasında çevre mühendisliğinin uzun yıllar boyunca peyzaj mimarlığı ya da çiçeklendirme işleriyle karıştırıldığını ifade eden Erdoğan Diker, asıl görevlerinin toprak, su ve hava kirliliğini en aza indirecek projeler üretmek olduğunu vurguladı. Çevre bilincinin yetişkinlik döneminde kazanılmasının çok zor olduğuna işaret eden deneyimli mühendis Evren Erdoğan Diker, “Biz daha hala yere çöp atmamayı öğrenemedik. Çevre bilinci sonradan oluşabilecek bir olgu değildir. Bu eğitimin mutlaka anaokulundan itibaren çocuklara aşılanması gerekiyor” dedi.
Çevreci sadece istemez mühendis çözüm üretir
Çevrecilik ile çevre mühendisliği kavramlarının sıklıkla birbirine karıştırıldığına dikkat çeken Erdoğan Diker, mühendislik disiplininin sürdürülebilir üretim dengesini gözetmek zorunda olduğunu belirtti. Çevrecilerin sadece projelere karşı çıkmakla yetinebildiğini ifade eden Erdoğan Diker, “Çevreci ‘buraya fabrika kurulmasın’ der. Ancak biz çevre mühendisleri olarak o fabrikanın ülke ekonomisi için kar-zarar dengesini düşünürüz. Eğer yapılması gerekiyorsa, doğaya en az risk ve zararla o işletmenin oraya nasıl entegre edileceğinin projelerini hazırlarız. Bizler imar sorunlarımızı düzeltmeden çevre sorunlarını çözemeyiz. Yanlış imar planları direkt olarak çevre katliamına yol açar. İşte Mersin’in hali ortada. Senelerdir sahilden başlayıp yukarıya doğru gitmesi, nefes alması gereken bir şehrin sahilde binalarla nefesini kesmişiz. Geçmişteki kötü imar uygulamalarını bugünden yarına düzeltmek ne yazık ki kolay olmuyor” şeklinde konuştu.
Hedef sanayide yeşil dönüşüm
Kendi mesleki vizyonunu sürdürülebilir bir yaşam ve doğaya saygılı bir üretim modeli üzerine kurduğunu sözlerine ekleyen Erdoğan Diker, şu anda TÜBİTAK mentörü olarak sanayide yeşil dönüşüm projelerine rehberlik ettiğini söyledi. Mersin’in çevre bilinci konusunda son dönemde bir hareketlilik kazandığını ancak dönüşüm hızının yetersiz olduğunu savunan Erdoğan Diker, hava emisyonu, atık su ve gürültü üreten tüm işletmelerin çevre yönetmeliklerine tam uyum sağlaması için yerel yönetimlerin, sanayicilerin ve halkın ortak bir paydada buluşması gerektiğini sözlerine ekledi.

Devamını Oku

Alçak gönüllü ve gösterişsiz olmak, günümüzde giderek daha kıymetli bir meziyet haline geldi.

Alçak gönüllü ve gösterişsiz olmak, günümüzde giderek daha kıymetli bir meziyet haline geldi.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Alçak gönüllü ve gösterişsiz olmak, günümüzde giderek daha kıymetli bir meziyet haline geldi. Kibirsiz, sade ve uyumlu olabilmek hepimizin özlediği bir manzara. Hani derler ya; meyve veren ağaç dallarını aşağıya eğer. Gerçekten de bilgiye, birikime ve görgüye sahip insanlar çoğu zaman mütevazılığı tercih ederler. Çünkü onları farklı kılan şey makamları değil, sahip oldukları niteliklerdir.

Son zamanlarda bu özelliklerden yoksun kişilerin davranışlarına sessiz kalmak, onları onayladığımız anlamına gelmez. Bazen eleştirinin de bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Çünkü aşırı mütevazılığın istismar edildiği zamanlar vardır.

Topluluklarda ve resmi organizasyonlarda protokol kuralları bulunur. Kurumlara, odalara ve sivil toplum kuruluşlarına göre uygulamalar değişse de temel esaslar aynıdır. Ancak protokolü bilmeyen ya da bulunduğu her ortamı kendisine ait sanan insanların bu tavırları ne zaman sona erecek?

Bir kişiye doğrudan “Buraya oturamazsınız” demek çoğu zaman nezaketsiz görünür. Bu nedenle insanlar sessiz kalmayı tercih eder. Fakat herkes sessiz kaldığında, kişi kendisinde olmayan bir hakkı varmış gibi davranmaya devam eder. Üstelik bundan en ufak bir rahatsızlık da duymaz.

Bu konuda yabancı ülkelerde gördüğüm yaklaşımı seviyorum. Bir kurumu temsilen yurt dışında katıldığım bir programda 13 kişilik bir ekiptik. Büyük bir üniversite kampüsünde etkinlikler yapılıyordu. Türkiye’de alışık olduğumuz şekilde isim yazılı koltuklar veya belirgin protokol alanları yoktu. “Nereye oturacağız?” diye sorduğumuzda görevli şaşkın bir ifadeyle, “İlk sıra hariç istediğiniz yere” dedi.

Bizim ekip hemen ilk sıranın özel protokol için ayrıldığını düşündü. Oysa durum öyle değildi. İlk sıra yalnızca konuşmacıların katılımcılardan uzak kalmaması için ayrılmıştı. Dünyanın birçok ülkesinden akademisyenlerin ve üst düzey yöneticilerin katıldığı bu toplantıda kimsenin önde oturmak gibi bir kaygısı yoktu. Mesele tam da buydu.

Bazı insanlar ise bulundukları her ortamda görünür olmayı bir görev sanıyor. Fotoğraf karesinin önünde olmak, ilk sırada oturmak, her söze cevap vermek onlar için adeta bir misyon. Oysa dışarıdan görünen gerçek çok basit: Ne yaparsanız yapın, insanlar size bilginiz, birikiminiz ve kaliteniz kadar değer verir. Mütevazılık sadece bir karakter özelliği değil, aynı zamanda bir erdemdir.

Atanmış ve Seçilmiş

Demokrasilerde seçilmişlerin ayrı bir değeri vardır. Çünkü egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir sistemde halkın iradesi her şeyin üzerindedir.

Kendi liderini, belediye başkanını, milletvekilini ya da Cumhurbaşkanını halkın seçmesi demokrasinin temelidir. Bunun aksi kabul edilmemeli, edilmemelidir de.

Meclis üyeliği seçimlerinde aday olduğum dönemde birçok kişinin çeşitli kapıları aşındırdığını gördüm. Oysa ön seçim kararı beni son derece mutlu etmişti. Çünkü temsil ettiğim partinin üyelerinin, emeği ve çalışmayı esas alarak karar vermesi gerektiğine inanıyordum.

Ön seçime girdim ve başarılı bir sonuç aldım. Ancak daha sonra seçim sürecinden geçmemiş bazı isimlerin sistematik biçimde ön sıralara taşındığını gördüm. İşte burada adalet duygusu zedeleniyor. Birileri yıllarca emek vererek, sahada çalışarak bir yere gelirken; bir başkasının ilişkileri veya yakınlıkları sayesinde aynı noktaya ulaşması vicdanları yaralıyor.

Dikkat çekici olan ise, atanarak gelenlerin çoğu zaman mütevazılığı en az gösteren kişiler olması.

Oysa bütüncül baktığımızda, demokratik sistemlerde asıl değer seçilmiş olmaktır. Halktan oy alabilmek başlı başına önemli bir başarıdır.

Bugün ise zaman zaman seçilmişlerin iradesinin çeşitli gerekçelerle yok sayıldığına tanıklık ediyoruz. Oysa benim oyum da, halkın oyları da kutsaldır. Yasalar ve tüzükler yapılırken son derece net olan kuralların, uygulama aşamasında neden tartışmalı hale geldiği sorgulanmalıdır.

Ülke olarak ekonomik ve sosyal açıdan zor günlerden geçtiğimiz bir dönemde bu tartışmaların ağırlığı daha fazla hissediliyor. Ben güvenli, adil ve öngörülebilir bir ülkede yaşamak istiyorum. Gelecek nesillere de böyle bir ülke bırakmak istiyorum.

Bu nedenle mücadele etmeye devam edeceğiz.

Mücadele ederken; mütevazılıktan uzak olanlara, liyakat yerine ilişkilere güvenenlere ve hak etmeden güç sahibi olmaya çalışanlara karşı durmaya devam edeceğiz. Çünkü güçlü bir ülke; kibirle değil, liyakatle, adaletle ve halkın iradesine saygıyla ayakta kalır.

Devamını Oku

Eski Tarsus Belediye Başkanı Haluk Bozdoğan’a Hapis Cezası

Eski Tarsus Belediye Başkanı Haluk Bozdoğan’a Hapis Cezası
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eski Tarsus Belediye Başkanı Haluk Bozdoğan, nitelikli dolandırıcılık davasında 7 yıl 6 ay hapis ve adli para cezasına çarptırıldı. Eski Tarsus Belediye Başkanı Haluk Bozdoğan’ın yargılandığı nitelikli dolandırıcılık davasında karar açıklandı. Tarsus 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Bozdoğan’ın yanı sıra Z.K. ve İ.T. isimli sanıkların ticari faaliyet kapsamında dolandırıcılık suçunu işlediklerine hükmetti.
Dava sürecinde suçlamaları kabul etmeyen sanıklar adına savunma yapan avukatlar beraat talebinde bulundu. Mahkeme ise dosyadaki delilleri değerlendirerek sanıkların cezalandırılmasına karar verdi.
Karar kapsamında Haluk Bozdoğan, Z.K. ve İ.T.’ye ayrı ayrı 7 yıl 6 ay hapis cezası ile 75’er bin TL adli para cezası verildi.

Devamını Oku

Tarsus’ta Türk Mutfağının Köklü Mirası “Bir Sofrada” Buluştu: Geleneksel Lezzetler Tarsus Müzesi’nde Tanıtıldı

Tarsus’ta Türk Mutfağının Köklü Mirası “Bir Sofrada” Buluştu: Geleneksel Lezzetler Tarsus Müzesi’nde Tanıtıldı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk Mutfağı Haftası kapsamında Tarsus Müzesinde düzenlenen etkinlikte, Türk mutfağının köklü geçmişi ve kültürel mirası tanıtıldı. ’Bir sofrada miras’ temasıyla gerçekleştirilen programda, geleneksel lezzetler ve gastronomi kültürü ön plana çıkarıldı.
Türk Mutfağı Haftası kapsamında Tarsus Müzesinde düzenlenen etkinlikte, Türk mutfağının köklü geçmişi ve kültürel mirası tanıtıldı. ’Bir sofrada miras’ temasıyla gerçekleştirilen programda, geleneksel lezzetler ve gastronomi kültürü ön plana çıkarıldı.
22sa 37dk önce
Etkinliğe Tarsus Kaymakamı Mehmet Ali Akyüz, Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürü Hakan Doğanay ile çok sayıda davetli katıldı.
Programda konuşan Kaymakam Mehmet Ali Akyüz, Türk Mutfağı Haftasını güçlü gastronomi kültürüne sahip Tarsus’ta çeşitli etkinliklerle kutladıklarını belirterek, mutfak kültürünün yüzyıllar boyunca bu topraklarda gelişen yaşam biçimlerinin, üretim pratiklerinin, göç hareketlerinin ve ritüellerin birleşmesiyle oluşan önemli bir miras olduğunu söyledi.
Akyüz, farklı dönemlerin izlerinin pişirme tekniklerinden malzeme kullanımına, ritüel sofralarından günlük yemek alışkanlıklarına kadar günümüzde yaşamaya devam ettiğini ifade ederek, “Fırın, tandır ve saç gibi pişirme yöntemlerinden tahıl, üzüm ve zeytin gibi temel ürünlerin işlenmesine kadar uzanan bu çeşitlilik, birlikte öğrenme, uyarlama ve üretme geleneğinin bir yansımasıdır” dedi.
Mutfak kültürünün zaman içinde gelişen ortak yaşam deneyimlerinin oluşturduğu kolektif bir birikim olduğunu vurgulayan Akyüz, sofranın ise bu birikimin en somut ifadesi olduğunu kaydetti. Türk Mutfağı Haftasının kültürel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlayacağını belirten Akyüz, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürü Hakan Doğanay da konuşmasında, Türk Mutfağı Haftasının bu yıl beşincisinin kutlandığını belirterek, ’Bir sofrada miras’ temasının yalnızca yemek kültürünü tanıtmayı değil, aynı zamanda geçmişten bugüne taşınan ortak hafızayı, kültürel sürekliliği ve toplumsal aidiyeti görünür kılmayı amaçladığını ifade etti.
Doğanay, Türk mutfağının yalnızca bir yemek kültürü değil, aynı zamanda tarih, gelenek ve toplumsal değerleri taşıyan önemli bir kültürel miras olduğunu vurguladı.
Etkinlik kapsamında katılımcılara geleneksel Türk mutfağının seçkin örnekleri tanıtılırken, bölgenin gastronomik zenginlikleri de ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.
Katılımcılara teşekkür plaketi verildi.

Devamını Oku

mersin geleceğin antrenörlerini yetiştiriyor

mersin geleceğin antrenörlerini  yetiştiriyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mersin Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün ev sahipliğinde düzenlenen 2. Kademe Artistik Cimnastik Antrenörlük Kursu, 53 kursiyerin katılımıyla devam ediyor.
Artistik cimnastik branşında görev alacak antrenörlerin bilgi ve becerilerini geliştirmeyi amaçlayan kursta, katılımcılara alanında uzman eğitmenler tarafından teorik ve uygulamalı eğitimler veriliyor. Kurs süresince antrenör adayları, branşa yönelik güncel teknikler ve antrenman yöntemleri konusunda kapsamlı eğitim alma fırsatı buluyor.
Mersin Gençlik ve Spor İl Müdürü Göksun Öz, kursu ziyaret ederek kursiyerlerle bir araya geldi. Eğitim çalışmalarını yerinde inceleyen Öz, kursiyerlere başarı dileklerini ileterek antrenörlük mesleğinin sporun gelişimindeki önemine dikkat çekti.
İl Müdürü Göksun Öz yaptığı açıklamada, “Sporun her branşında olduğu gibi cimnastikte de nitelikli antrenörlerin yetişmesi büyük önem taşıyor. Bugünün antrenör adayları, yarının başarılı sporcularını yetiştirecek. Bu nedenle düzenlenen kurslarımızı çok değerli buluyoruz. Mersin olarak sporun gelişimine katkı sunacak her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz. Kursa katılan tüm antrenör adaylarımıza eğitim süreçlerinde ve meslek hayatlarında başarılar diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Kursun sonunda başarılı olan kursiyerler, 2. Kademe Artistik Cimnastik Antrenörü unvanı almaya hak kazanaca

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.