DOLAR 43,4861 0.02%
EURO 51,4222 0.24%
ALTIN 6.897,246,07
BITCOIN 3336474-2,82%
Mersin
13°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

ozyar

ozyar

03 Şubat 2026 Salı

Uzman Sosyal Psikolog -Klinik Psikolog Dr.Gülay Gümüş;Gençlik Kayıp Mı? Yoksa Biz Mi Onları Anlamıyoruz?

Uzman Sosyal Psikolog -Klinik Psikolog Dr.Gülay Gümüş;Gençlik Kayıp Mı? Yoksa Biz Mi Onları Anlamıyoruz?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gençlik Kayıp Mı? Yoksa Biz Mi Onları Anlamıyoruz?

Çevremde sık sık şu cümleleri duyuyorum: “Bu gençlikten bir halt olmaz”, “Bizim zamanımızda saygı vardı, beceri vardı”, “Bunlar boş çuval gibiler, evlenmiyorlar, doğru dürüst çalışmıyorlar!”

Bu tür yargılar, neredeyse her kuşak değişiminde tekrarlanan bir ninni gibi. Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa biz, değişen dünyanın ritmine ayak uydurmakta zorlandığımız için, yeni olanı “kayıp” olarak mı damgalıyoruz?

Ben, bu konuyu uzun uzun düşündüm. Ve vardığım sonuç şu: Durum hiç de öyle değil. Hatta tam tersine, bugünün gençliğinin önünde, bizim hayal bile edemeyeceğimiz fırsatlar ve zorluklar var. Önce şunu kabullenmemiz gerekiyor: Çağ değişti. Radikal biçimde.

Bizim dönemimizde fiziksel güç, mekanik beceriler ön plandaydı. Sonra makineler çıktı, şimdi ise yapay zekâ ve robotlar hayatımızın merkezine yerleşiyor. İş tanımları, kariyer yolları, hatta “beceri” dediğimiz şeyin kendisi baştan aşağı değişti. Artık karmaşık kodları çözen, dijital dünyanın içine doğmuş, algoritmik düşünen bir nesil var. Onlar, bizim “boş zaman” dediğimiz anlarda bile, yepyeni bir dil öğreniyor, küresel topluluklara bağlanıyor, problem çözme yeteneklerini geliştiriyorlar.

Elbette sorunlar yok değil. Dijital bağımlılıklar, aşırılıklar, sosyal becerilerde gözlemlenen eksiklikler gerçek. Ama unutmayalım, her çağın kendi riskleri ve “kötü rol modelleri” olmuştur. 80’lerin, 90’ların gençliğine de “umursamaz, asi” denmiyor muydu? Mesele, yeni olan her şeyi risk olarak görmek değil, dengeyi nasıl kuracağımızı bulmak.

Ben, şahsen bu nesilden büyük umutluyum. Öğrencilerimle konuşurken onlarda gördüğüm şey: Hayır diyebilme cesareti. Dayatmalara, anlamsız kurallara sorgulayıcı bir tavırla yaklaşıyorlar. Ne istediklerini, istemediklerini – bazen sertçe de olsa – net ifade ediyorlar. Bu, “saygısızlık” değil, özgüven ve sınır bilinci. Geleceği inşa edecek olan da bu bilinçtir.

Peki bu geçiş sürecini kim yumuşatacak? Cevap açık: Orta yaş grubu, yani bizler. Bizler, geçmişin deneyimi ile geleceğin vizyonu arasında duran köprüleriz. Görevimiz, çocuklarımızı geçmişin katı kalıplarıyla ezmemek, ama aynı zamanda köksüz, savrulmuş hissetmemeleri için bir denge noktası sunmak. Yeni nesil “gümbür gümbür” gelirken, acaba biz mi treni kaçırıyoruz?

Bir düşünelim: Eskiden çocuklar “sokak kültürü” ile yetişirdi. Mahalleler vardı, fiziksel oyunlar vardı. Şimdi birçoğu evde, ekran karşısında vakit geçiriyor. Bu, uzun vadede sağlık sorunları doğurabilir, evet. Fakat şunu da fark edelim: Aynı ekranlar, onlara anında erişilebilen bir dünya sunuyor. Hiç dikkat ettiniz mi, oyun oynarken birbirleriyle İngilizce veya başka dillerde anlaşabiliyor, takım kurup strateji geliştirebiliyorlar. Bu, pasif bir tüketim değil, aktif bir öğrenme ve iletişim alanı.

İşin bir de pratik tarafı var: Dijital dünyada onlara muhtacız. Dijital para sistemleri yaygınlaştığında, ilk kapısını çalacağınız kişi torununuz olacak. Yeni bir telefon aldığınızda, “Al bana şu uygulamayı kurar mısın?” diye soran sizsiniz. Bir form dolduracaksınız, mail atacaksınız, sosyal medya hesabı açacaksınız… Çoğumuz için karmaşık olan bu işlemler, onlar için soluk almak kadar doğal. Bir nevi, dijital dünyada bizim “bastonumuz” oluyorlar.

Son söz: Onlar yeni çağa doğdu. Biz ise bu çağa tutunmak için bazen onların ellerine bakıyoruz. Yılların birikimi olan tecrübemiz paha biçilmez, evet. Ama onların hızlı öğrenme, uyum sağlama ve dijital okuryazarlık becerileri de en az o kadar değerli. Zihinleri hızlı işliyor, bilgiye ulaşma yollarını biliyorlar. Bizi geleceğe, yeni bir medeniyet anlayışına taşıyacak olan onlardır.

Belki de soru, “Gençlik kayıp mı?” değil, “Biz, onların dünyasını anlamak için yeterince çaba harcıyor muyuz?” olmalı.

ANALİZ: Bu noktada, işin psikolojik ve sosyolojik boyutuna da değinmekte fayda var. “Kayıp nesil” söylemi aslında bir “gelecek korkusu”nun dışavurumu. Yetişkinler, kontrolü ellerinde tutmak, bildikleri dünyanın devam etmesini istiyor. Gençlerin farklı tercihleri ise bu kontrol hissini tehdit ediyor. Oysa tarih bize gösteriyor ki, her nesil bir öncekini “yozlaşmış” görme eğiliminde. 1920’lerin flapper kızları da, 1960’ların hippileri de, 1990’ların X kuşağı da aynı eleştirileri yemişti.

Ayrıca, günümüz gençliğinin önündeki zorlukları hafife almamak gerek. İklim krizi, ekonomik istikrarsızlık, dijital iz ve sosyal medya baskısı gibi devasa sorunlarla yüzleşiyorlar. Belki de “saygısızlık” olarak yorumladığımız tavır, bu ağır yükler altında gelişen bir “direnç” ve “hakikat arayışı” belirtisidir.

Çözüm, kuşaklar arasında dikenli teller örmekte değil, köprüler kurmakta. Onları anlamaya çalışarak, deneyimlerimizi dayatmadan aktararak ve onların bize öğreteceği yeni dili öğrenmeye açık olarak ilerleyebiliriz. Unutmayalım, dünya hiçbirimizin tekelinde değil. Gelecek, karşılıklı öğrenmenin ve saygının üzerine inşa edilecek.

 

Gülay Gümüş

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.