06 Şubat 2026 Cuma
“Ne Güzeldi Eskiler…” Diyen Meslekler Neden Yok Oluyor?
“Ne güzeldi eskiler ahhh…”
Bu cümleyle başlarız söze. Çünkü geçmiş, hatırlarken hep daha yumuşak, daha sakin, daha insani görünür. Mesleğin bir ağırlığı vardı, zanaatın bir itibarı… Usta–çırak ilişkisi, el emeği, sabır, beklemek. Bir şeyin olması zaman alırdı ve bu zaman, değerin kendisiydi.
Sonra makineler geldi. Önce kimse korkmadı. “İşimizi kolaylaştırıyor” dedik. Traktör geldi, sabanla çift sürme tarih oldu. Tarım verimi arttı, beden yükü azaldı. Kimse buna itiraz etmedi. Çünkü değişim fayda üretiyordu.
Şimdi ise robotlar geliyor. Sadece tarımda değil; sanayide, hizmet sektöründe, sağlıkta, eğitimde… Tarım işçiliği bile sürekli evrim geçiriyor. Toprağı tanıyan insanın yerini, toprağı analiz eden sensörler almaya başladı. Bu artık bir ihtimal değil, yaşanan bir gerçek.
Peki ya diğer alanlar?
Bugün geçmişi yad etmek için tozlu ansiklopedelere bakıyor, eski çağları düşünüp “ne kadar rahatlarmışız” diyoruz. Oysa o rahatlık, bugünden bakınca bir yanılsama. Kumandalar çıktı, cihazları bile kontrol eder olduk derken; şimdi akıllı robotlara talimat veriyoruz: “Yemek pişsin.” Ve pişiyor.
Çok yakın bir gelecekte uzay yolculukları hayal olmaktan çıkarsa, uçan arabalarla şehirler ve ülkeler aşılırsa şaşırmayacağız. Çünkü hız artık istisna değil, norm.
Bu dönüşümden esnaf da payını alıyor. Fotoğrafçılar… Ne zahmetlerle film yıkanırdı. Karanlık odalar, kimyasallar, bekleyiş… Bugün birkaç bilgisayar programıyla, dakikalar içinde dijital işler çıkıyor. Kalite arttı, hız arttı, maliyet düştü. Ama bazı meslekler, bu hıza uyum sağlayamadığı için sil baştan yok oldu.
Peki ya yenilikten korkanlar?
Ya da “ata öğretisi”ni olduğu gibi sürdürmeye çalışanlar?
Binbir zahmetle, ilkel şartlarda çabalamaya devam ediyorlar. Emeklerine saygı büyük. Ama gerçek şu: Çok yakın gelecekte, teknoloji hızına yenik düşecekler. Çünkü bu çağda direnmek çözüm değil. Dönüşmek gerekiyor. Hem de el becerilerini yitirmeden.
Sanat bile sorgulanır oldu.
Fırça darbeleriyle yapılan resimler, el emeği danteller, zanaat ürünleri… El emeğinin değeri tartışılamaz. Tartışılmamalı da. Ama bu alanlar bile evrim geçiriyor. Dijital sanat, yapay zekâ destekli tasarımlar, yeni ifade biçimleri ortaya çıkıyor.
Sorun teknoloji değil.
Sorun, “hiç değişmeden kalabilirim” sanrısı.
Güncellenmeyen toplumlar da, güncellenmeyen meslekler de çağın gelişmeleri karşısında can çekişmeye mahkûmdur. Bu bir tehdit değil, tarihsel bir gerçekliktir.
Elbette bu yenilikler hayatımızı kolaylaştırırken bir rehavet de yaratıyor. Kara kaplı defterler dijital ortama taşındı. Mektuplar yerini e-postalara bıraktı. Bir zamanlar mektubun içine sıkıştırılan kuru yapraklar, çiçekler vardı; şimdi “gönder” tuşu var. Daha pratik, daha hızlı. Ve evet, işimize de geliyor.
Ama bedeli var.
El becerileri büyük risk altında. Zanaatlar, ustalıklar, sabır gerektiren işler belki de son çırpınışlarını yaşıyor. Kontrolsüz bir hızla değişen teknoloji, sadece meslekleri değil; yaşam biçimlerimizi, ilişkilerimizi, hatta sabır eşiğimizi bile yeniden şekillendiriyor.
Asıl mesele şu soruda düğümleniyor:
Değişirken neyi koruyacağız?
Eğer cevap “hiçbir şeyi” ise, insanlığın özü zedelenir.
Eğer cevap “her şeyi olduğu gibi” ise, geleceğe varamayız.
Çözüm net ama zor: Dönüşmek zorundayız.
Ama insanı, emeği ve anlamı merkezden çıkarmadan.
Çünkü tarihte yok olan meslekler, genelde teknolojiden değil; değişime direnen zihinlerden yenildi.
Ve bugün hâlâ “ne güzeldi eskiler” diyorsak, belki de eskilerin güzel olmasının sebebi, yeniliğe kapalı olmamalarıydı.
Uzm Sosyolog-Psikolog Dr. Gülay GÜMÜŞ
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.