GENÇLİĞİ ANLAMAK
Son günlerdeki şiddet eylemleriyle yaşadığımız üzüntülü saldırılar hepimizi derinden etkilemiştir. Tekrardan vefat eden öğrenci ve öğretmenlerimizi saygıyla anarken yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz.
Daha öncesi yıllarda da terörün yaşattığı böyle üzücü olayları da hatırlayınca ülke olarak kenetlenip sağduyulu olarak milli birliğimize değerlerimize ve kültürümüze sahip çıkmalıyız.
Gençliğin davranışlarını etkileyen nedenler hep bilinse de son yıllarda şiddete yönelim maalesef dahada artmıştır. Ayrıca gençliğimizin beyniyle oynayanların bulunması dileğiyle..
En güvenilir yerimiz okullardır. Buralarda eğitimden fayda sağlamak için birlik olması gerekir. Çocuklarımızın aynı eğitimden geçerek yetişmesi, milli birliğin gereğidir.
Uygulamalı eğitime de daha çok yer vermeliyiz. Eğitim, sadece teorik değil, pratik ve uygulamalı olunca daha kalıcı ve öğretici olacaktır. Gerçi bazı mesleki okullarımızda olsa da gençler okul içi eğitimlerden neredeyse iyice uzaklaştırılmıştır.
Milli eğitim; dilde, yöntemde ve araç-gereçte milli olmalıdır.
Eğitim ordusu öğretmenlerimiz bilişsel eğitimleriyle örnek olmalıdırlar.
Vatanı kurtaran asker ordusu kadar, geleceği yoğuran irfan (bilim/kültür) ordusu da önemlidir.
En önemli eğitime destekte ailelerin önce evde çocuklarını eğitmesi onlara bilinçli bir birey örneği olmaları aile içi şiddetten uzak kız erkek fark etmeden uzaktan da olsa arkadaşlarını tanımalı takip edebilmeli sevgilerini ilgilerini eksik etmemeleridir. Yıllardır söylediğimiz her türlü mafya türü diziler ahlak yoksunu kendi benliğimizi aileyi yok eden oyunlar hatta çocukları daha küçük yaşlardan şiddete özendiren çizgi filmlerde dahil müzik vb. her yerden kaldırılmasını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Gençlerin öfkesi ve bu öfkenin şiddete dönüşmesi, ergenlik döneminin getirdiği psikolojik değişimler, toplumsal etmenler ve aile içi dinamiklerle şekillenen karmaşık bir sorundur. Şiddet, gençler için sıklıkla bir iletişim kurma veya sınır çizme çabası olarak ortaya çıkmaktadır.
Günümüzdeki gençlik öfkesi ve şiddeti ile ilgili temel noktalar aşağıdaki gibidir.
1. Öfkenin altında yatan nedenleri sıralarsak:
Gizli Duygular: Öfke çoğu zaman ikincil bir duygudur. Altında genellikle kaygı, korku, çaresizlik, anlaşılmama hissi veya hüzün yatar.
Bilişsel ve Fiziksel Değişimler: Ergenlik döneminde beynin duygusal merkezi (amigdala) hızlı gelişirken, mantıklı düşünme merkezi (prefrontal korteks) daha yavaş gelişir. Bu durum, duyguların yoğun yaşanmasına ve kontrolünün zorlaşmasına neden olur.
Sınır ve Anlam Kaybı: Gençler, sınırla karşılaştıklarında bunu bir tehdit olarak algılayıp öfke ve şiddetle tepki verebilirler.
Ebeveynsizlik-İlgisizlik: Duygusal kopuş veya ebeveynlerin ilgisizliği, iletişimin olmaması gençlerde ciddi bir “ebeveynsizlik öfkesine” yol açabilmektedir.
2. Şiddet eğiliminin artış nedenleriyse:
Şiddetin Öğrenilmesi: Gençler şiddetle doğmaz; sınırlar, empati ve anlam kaybolduğunda şiddet öğrenilen bir davranış haline gelir.
Çözüm yolu olarak şiddet: Öfke kontrol bozukluğu olan gençler, sorunlarını sözlü veya fiziksel şiddetle çözmeye çalışabilirler.
Toplumsal Etkenler: Türkiye’de artan ergen öfkesi, toplumsal baskılar, ekonomik zorluklar ve rol model eksikliği ile de bağlantılıdır.
3. Öfke anında nasıl davranmalıyız.
Öncelikle sakin kalınmalı. Öfke krizi anında anne ya da babanın sakin kalması, şiddet uygulanmasında kritik önem taşır. Hepimizin evlatlarımızla sınandığımız günlerimiz olmadı mı soğukkanlılıkla sabrederek olgunlaşmalarını bekledik Bunun içinde anne ve babalarımıza da çok iş düşmekte gerektiğinde sosyal destek verilip eğitimler gerçekleştirilmeli.
Duyguları kabul edebilmek anne ve babaların en zorlandıkları anlardır. Ergenin duygularını “abartma” olarak nitelendirmek yerine, “sinirli olduğunu anlıyorum” gibi ifadelerle duygularını anladığımızı gösterebilmek kazanımlarımızdır.
İletişimi güçlendirilmekte çok önemli öfke nöbetleri aşırı şiddetliyse, bir çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine danışmak (destek almak) en doğru adımdır.
Kararlı sınırlarla davranışlarımızı belirlemezsek öfke nöbetleri sırasında çocuğun taleplerine boyun eğmek, bu davranışın sürmesine neden olacaktır.
Öfke nöbetleri veya saldırgan davranışlar, bir gencin yardım çığlığı olabilir. Bu tür davranışlar, daha derin psikolojik sorunların işareti olabileceği için ciddiye alınmalıdır.
Tüm bunları destekleyecek okullarımızı gerçek bilim yuvaları haline dönüştürmek zorundayız. Tekrar tekrar yazacağım eğitim öncelikli Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlık yolundan ayrılmadan yapılmalıdır.
Yıllar önce altını çizdiğim Server Tanillinin “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz” kitabında eğitim, her şeyden önce ulusaldır düşüncesindeyim. Bu kitap, bu can alıcı konuda, sorunların altını bir kez daha çizerken, kimi çözüm yolları da öneriyor ve aydınlığa inananların karanlığa karşı mücadelesinin önemini de belirtiyor.
Sonuç olarak Atatürk, eğitimi cehaletle savaşın, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmanın ve bağımsızlığın temeli olarak görmüştür. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözüyle bilimsel eğitimi rehber edinmiş, öğretmenleri “yeni neslin mimarı” olarak nitelemiştir. Eğitim; milli, çağdaş, uygulamalı ve fikri hür nesiller yetiştirmeyi hedefler.
“Eğitimdir ki, bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder.”
“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.” Sözlerini de asla unutmamalıyız.
GÜNDEM
16 Nisan 2026GÜNDEM
16 Nisan 2026GÜNDEM
16 Nisan 2026GÜNDEM
16 Nisan 2026GÜNDEM
16 Nisan 2026GÜNDEM
16 Nisan 2026GÜNDEM
16 Nisan 2026
1
MTSO 39 No’lu Emlak ve Destek Faaliyetleri Meslek Komitesi uluslararası eğitimciyi getirdi
22834 kez okundu
2
BAYRAMDA MUHTEŞEM BİR DOĞADA YENİLENİN: BN HOTEL THERMAL & WELLNESS
21324 kez okundu
3
Bağırsaklar nasıl temizlenir sorusunu birçok kişi soruyor
20215 kez okundu
4
MERSİN TARİHİ
19968 kez okundu
5
Joe Biden 6 aylık hedeflerini açıkladı. Senato buz gibi…
19882 kez okundu