Tarih boyunca kadının toplumdaki yeri hep tartışma konusu oldu.
Bugün de olmaya devam ediyor.
Türkiye’de kadın olmak kolay değil. Elbette bazı ülkelere göre daha iyi noktadayız, ama bazı ülkelerle kıyaslandığında hâlâ önemli hak kayıpları ve eşitsizlikler var. Kozmopolit bir geçmişe sahip bu topraklarda, hâlâ “kadının yeri” tartışılıyorsa, hatta hâlâ “kadınlar günü” konuşuluyorsa burada anlamamız gereken şey bir hak iadesi değil; çoğu zaman hakkın hâlâ tam anlamıyla alınamamış olmasıdır.
Elbette emek sadece kadına ait değildir. Emekçi erkekleri, çocukları, aileyi ayakta tutan herkesi bir kenara bırakamayız. Ama bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ise, biraz durup bu başlığa yakından bakmamız gerekir.
Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir cümle var:
“Boşanmalar arttı.”
Hemen ardından da başka cümleler gelir:
“Eskiden kadınlar daha itaatkârdı.”
“Şimdi çok değiştiler.”
“Nerede o eski anneler, nineler…”
Peki gerçekten ne değişti?
Eskiden “ideal kadın” denildiğinde akla belirli bir model gelirdi:
Nakış işleyen, terzilik bilen, ev işlerinde becerili, kek-börek yapan ve çeyizi hazır olan bir kadın… Bu özellikler, toplumun çoğu kesiminde iyi bir eş ve iyi bir gelin olmanın ölçüsü sayılırdı.
Ataerkil aile düzeninde kadın çoğu zaman ikinci sıradan görülür, toplumun çizdiği sınırlar içinde kalması beklenirdi. Evlilik yaşları daha küçüktü. Erkekler çoğu zaman asker dönüşü hemen evlendirilirdi. Hatta askere nişanlı giden, hatta evli ve çocuklu olan gençler bile olurdu.
Bugün ise tablo değişiyor.
Ekonomik koşullar değişti, eğitim seviyeleri yükseldi, kadınlar çalışma hayatında daha aktif rol almaya başladı. İletişim teknolojileri gelişti, dünyaya açılan pencereler çoğaldı. Kadınlar, yaşadıkları toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini daha fazla fark eder hâle geldi.
Ama bazı zihinler hâlâ geçmişin kalıplarıyla bugünü anlamaya çalışıyor.
Eskinin aile rollerini bugünün ekonomik ve sosyal gerçekliğiyle aynı şekilde sürdürmeye çalışanlar, çoğu zaman çatışma yaşıyor. Bu nedenle boşanmalar ya da aile içi tartışmalar sadece ekonomik sorunlardan değil; çoğu zaman “ailede kadının yeri nedir?” sorusuna verilen farklı cevaplardan kaynaklanıyor.
Ne yazık ki son yıllarda sıkça duyduğumuz kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet haberleri de bu sorunun hâlâ çözülmediğini gösteriyor.
Bugün kadınlar günü.
Ve konuşmamız gereken şeyler var.
Aslında bazen susmak istediğimiz, konuşurken bile içimizi acıtan konular bunlar. Ama susarak çözülemiyor.
Çocuk yetiştirirken annelere büyük sorumluluk düştüğü sıkça söylenir.
Peki ya babalar?
Babalar da en az anneler kadar sorumludur.
Baba güven demektir.
Ailenin direğidir.
Çocuğun psikolojisi üzerinde derin etkisi vardır.
Araştırmalar da gösteriyor ki bilinçli ebeveynlerin çocukları daha özgüvenli, daha duyarlı ve daha güçlü bireyler oluyor.
Ama bazı ailelerde hâlâ şu tabloyla karşılaşıyoruz:
Babanın oğluna verdiği değerin yarısını bile kızına vermemesi…
Bu nasıl bir duygu?
Bu nasıl bir öğrenilmiş alışkanlık?
Çocuklarımızı sevmemize engel olan bu düşüncelerin nereden geldiğini artık sorgulamamız gerekiyor.
Bugün hâlâ bazı ailelerde miras söz konusu olduğunda erkek çocukların daha fazla hak iddia ettiği, kız çocuklarının ise buna layık görülmediği örneklerle karşılaşıyoruz. Oysa bu açık bir adaletsizliktir.
Anne de baba da adil olmalıdır.
Çünkü değersizlik duygusuyla büyüyen çocuklar, kırık kanatlarla hayata başlar.
Travmalarla dolu kalpler, sevgi arayışını bazen yanlış yerlerde sürdürür.
İşin ironik tarafı ise şudur:
Çocuğun cinsiyetini belirleyen biyolojik faktör babadır. Ama aynı baba bazen kendi kızını koruyacak güven çemberini kurmakta zorlanır.
Bugün yaşadığımız toplumsal çatışmaların önemli bir kısmı bu çelişkilerden doğuyor.
Çocuklarımız evliliklerinde mutlu değilse, sadece onları suçlamak kolaydır. Ama bir de şu soruyu sormak gerekir:
Biz onlara nasıl bir sevgi, nasıl bir değer duygusu öğrettik?
Çünkü değersizlik hissiyle büyüyen biri ya sürekli ezilir, ya da başkalarını ezmeye çalışır.
Belki artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Daha adil, daha huzurlu bir toplum istiyorsak önce kendi bakış açımızı geliştirmemiz gerekmiyor mu?
Ailenin temeli sevgi ve adalettir.
Ama karmaşık gelenekler, kalıplaşmış söylemler ve adaletsiz alışkanlıklarla güçlü aileler kurmak mümkün değildir.
Belki de bugün yapmamız gereken şey çok basit.
Kendimizi bir an için “kırmızı koltuğa” oturtup kendi hayatımıza dışarıdan bakmak.
Kadın ya da erkek…
Sonuçta ikisi de insan.
Peki neden biri dizginlenmesi gereken bir at gibi görülürken, diğeri sürekli kontrolü elinde tutmak zorundaymış gibi davranmak zorunda kalıyor?
Neyse ki umut da var.
Gelişen toplumla birlikte birçok insan bu konuda çaba harcıyor.
Anne ile eş arasında denge kurmaya çalışan, ailesi için emek veren babalar var.
Ve bu emek, takdir edilmeyi hak ediyor.
Ama yetmez.
Daha adil bir toplum için bu anlayışın çoğalması gerekiyor.
Çünkü güçlü bir toplumun temeli güçlü ailelerdir.
Güçlü ailelerin temeli ise eşitlik, saygı ve sevgidir.
Not: Ben bugün,sadece kadınları değil ,emek veren tüm kadın erkek vd.herkesin başarısını çabalarını kutlamak istiyorum.Bilinçli toplum,biilnçli bir anne-babadan geçer.
Uzm Sosyolog-Psikolog Dr. Gülay GÜMÜŞ
GÜNDEM
09 Mart 2026GÜNDEM
09 Mart 2026GÜNDEM
09 Mart 2026GÜNDEM
09 Mart 2026GÜNDEM
09 Mart 2026GÜNDEM
09 Mart 2026GÜNDEM
09 Mart 2026
1
MTSO 39 No’lu Emlak ve Destek Faaliyetleri Meslek Komitesi uluslararası eğitimciyi getirdi
22798 kez okundu
2
BAYRAMDA MUHTEŞEM BİR DOĞADA YENİLENİN: BN HOTEL THERMAL & WELLNESS
21276 kez okundu
3
Bağırsaklar nasıl temizlenir sorusunu birçok kişi soruyor
20174 kez okundu
4
MERSİN TARİHİ
19908 kez okundu
5
Joe Biden 6 aylık hedeflerini açıkladı. Senato buz gibi…
19778 kez okundu