Bugün Türk siyasi hayatının en köklü çınarlarından biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) dışarıdan ya da içeriden bakan hemen her sağduyulu vatandaşın boğazında düğümlenen ortak bir cümle var: “Vah CHP vah, bu duruma düşecek parti miydin?”
Cumhuriyetin kurucu iradesini temsil eden, asırlık bir hafızayı ve kurumsal kimliği bünyesinde barındıran bir yapının, bugün vizyoner politikalar yerine “sen-ben” kavgalarıyla anılması sadece bir siyasi partinin erimesi anlamına gelmiyor. Bu durum, aynı zamanda ülkedeki muhalefet boşluğunun, demokratik dengelerin ve en önemlisi de toplumsal umudun zedelenmesi anlamına geliyor. Halk arasında “sazan balığı misali” koltuk uğruna her hamleye atlayan, ilkeleri bir kenara bırakıp kişisel ikbal peşinde koşan figürleri gördükçe, o meşhur serzeniş hakkıyla yükseliyor: “Atatürk’ün kemikleri sızlıyor…”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük vizyonuyla, tam bağımsızlık, çağdaşlaşma ve üretim idealiyle temelleri atılan bu parti, ne yazık ki uzunca bir süredir delege hesaplarının, hizip çekişmelerinin ve dar kadroculuğun oyuncağı haline gelmiş durumda. İdealizmin yerini şahsi kariyer planlamaları aldığında, kitlelere sunulacak yeni bir hikaye de kalmıyor. Siyaset, toplumu dönüştürme ve refaha ulaştırma aracı olmaktan çıkıp, sadece bir zümrenin yerini koruma savaşına dönüştüğünde ise en büyük faturayı yine bu ülkenin insanı ödüyor.
“Asırlık bir hafızanın, ‘sen-ben’ kavgasına kurban edilmesi, idealizmin yerini şahsi ikballere bırakması toplumda derin bir hayal kırıklığı yaratıyor.”
Tam da bu noktada, sosyolojik olarak çok daha derin ve acı verici bir gözlemi masaya yatırmak gerekiyor. Bugün herhangi bir siyasi partinin il veya ilçe binasından içeri girdiğinizde, içerinin bir siyaset ve fikir üretim merkezinden ziyade, adeta bir “İş ve İşçi Bulma Kurumu”na dönüştüğünü çıplak gözle görebiliyorsunuz. Bu manzara, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal durumun en net aynasıdır.
Muhtaç bir toplum yaratıldığında, liyakat ve üretim mekanizmaları tıkandığında, insanlar hak ettikleri yaşam standartlarına ulaşabilmek için mecburen siyasi kapıları aşındırmak zorunda kalıyor. Siyasetin rol çalması, toplumun geçim kaygısıyla partilere sığınması, makro politikaların üretilmesini engelliyor. Günübirlik iş bitirme, tanıdık vasıtasıyla referans bulma arayışları siyasi yapıları hantallaştırırken, ülkenin geleceğini inşa edecek o büyük vizyon da tamamen buharlaşıp gidiyor.
Peki, şimdi ne olacak? Bu girdaptan çıkış mümkün mü? Tarih bize gösteriyor ki, bu topraklarda umut hiçbir zaman tamamen tükenmez. Ancak bunun öncelikli şartı, siyasette köklü bir zihniyet değişimidir. Koltuk sevdasıyla partileri ve kurumsal kimlikleri yıpratan figürlerin, tabanın bu haklı öfkesini ve sandıktaki net faturayı görerek artık geri çekilmesi gerekiyor.
Toplumun “muhtaç” durumdan kurtulmasının yegane yolu, siyasi partilerin kapısında ekmek aramaktan ziyade, ülkenin ekonomik ve yapısal olarak liyakat zeminine oturmasıdır. Seçmen, kendisini “çantada keklik” gören yapılara karşı bu sessiz ama derinden gelen haklı öfkesini diri tuttukça, siyaset elitleri de kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalacaktır. Kurucu iradenin özü doğru analiz edilirse, bu ülkenin küllerinden yeniden doğma potansiyeli her zaman mevcuttur. Yeter ki haklı öfkeler kişisel kavgalara feda edilmesin.
GÜNDEM
09 Haziran 2026GÜNDEM
09 Haziran 2026GÜNDEM
09 Haziran 2026GÜNDEM
09 Haziran 2026GÜNDEM
09 Haziran 2026GÜNDEM
09 Haziran 2026GÜNDEM
09 Haziran 2026
1
MTSO 39 No’lu Emlak ve Destek Faaliyetleri Meslek Komitesi uluslararası eğitimciyi getirdi
22940 kez okundu
2
BAYRAMDA MUHTEŞEM BİR DOĞADA YENİLENİN: BN HOTEL THERMAL & WELLNESS
21431 kez okundu
3
Bağırsaklar nasıl temizlenir sorusunu birçok kişi soruyor
20323 kez okundu
4
MERSİN TARİHİ
20066 kez okundu
5
Joe Biden 6 aylık hedeflerini açıkladı. Senato buz gibi…
20060 kez okundu