Atık ithalatı tartışması: “Ekonomik kazanç mı, çevresel maliyet mi?”

Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Aktaş, Türkiye’nin artan atık ithalatının çevre, tarım, turizm ve halk sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerine dikkat çekerek, ekonomik kazanç ile çevresel maliyet arasında doğru dengenin kurulması gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin yıllık yaklaşık 23 milyon ton atık ve hurda ithalatıyla küresel atık ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline geldiğini belirten Aktaş, özellikle Hatay, Osmaniye, Adana ve Mersin’i kapsayan Çukurova Bölgesi’nin bu süreçten doğrudan etkilendiğini ifade etti. Tarım, turizm, orman varlığı, su kaynakları ve denizleriyle Çukurova’nın Türkiye’nin en önemli üretim havzalarından biri olduğunu belirten Aktaş, bölgedeki çevresel baskının yalnızca doğayı değil, tarımsal üretimi, balıkçılığı, turizmi ve halk sağlığını da etkileyebileceğini kaydetti. Son dönemde plastik, kauçuk ve tekstil atıkları üzerinden yürütülen tartışmaların konunun yalnızca bir bölümünü oluşturduğunu ifade eden Aktaş, esas meselenin Türkiye’nin her yıl ithal ettiği milyonlarca ton atığın oluşturduğu toplam çevresel yük olduğunu dile getirdi.
“Atık işleme tamamen temiz bir faaliyet değildir”
Atıkların taşınması, depolanması, ayrıştırılması, geri kazanılması ve bertaraf edilmesi süreçlerinin çevresel etkilerine değinen Aktaş, bu faaliyetlerin yalnızca tesislerle sınırlı kalmadığını belirtti. Toprak, su ve hava kalitesinin olumsuz etkilenebileceğini vurgulayan Aktaş, tarımsal verim kayıpları, sulama suyu kirliliği, deniz ekosisteminde bozulma, balıkçılık ve turizm sektörlerinde zararların ortaya çıkabileceğine işaret etti.
“Görünmeyen maliyetler toplumun sırtına yükleniyor”
Çevresel bozulmanın ekonomik tablolara tam olarak yansımadığına dikkat çeken Aktaş, insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkiler, kronik hastalıklar, ekosistem kayıpları ve biyolojik çeşitlilikteki azalmaların çoğu zaman hesaplanamadığını belirtti.
Ekonomi literatüründe bunun “negatif dışsallık” olarak tanımlandığını ifade eden Aktaş, üretimin yol açtığı çevresel ve sağlık maliyetlerinin işletmeler yerine toplum tarafından karşılandığını söyledi.
Aktaş, “Gerçek maliyet yalnızca işletmenin ödediği maliyet değildir. Toplumun üstlendiği çevresel, ekonomik ve sağlık maliyetleri de bunun ayrılmaz bir parçasıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Benzer durumun yalnızca atık sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Aktaş, madencilik faaliyetlerinin de ekonomik katkılarının yanında doğaya, su kaynaklarına, tarım alanlarına ve insan sağlığına yönelik maliyetlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti. Gelişmiş ülkelerin çevresel maliyetleri azaltmak amacıyla çevre mevzuatını güçlendirdiğini, denetimleri artırdığını ve “kirleten öder” ilkesine dayalı politikalar uyguladığını hatırlatan Aktaş, çevrenin korunmasının aynı zamanda tarımın, su kaynaklarının, gıda güvenliğinin, turizmin ve halk sağlığının korunması anlamına geldiğini vurguladı.
“Asıl soru geleceğin bedelidir”
Çukurova’daki tartışmanın ekonomik kazanç ile çevresel maliyet arasındaki dengeye odaklanması gerektiğini belirten Aktaş, kısa vadeli gelirler uğruna uzun vadeli toplumsal kayıpların büyütülmemesi gerektiğini söyledi.
Aktaş, değerlendirmesini şu soruyla tamamladı:
“Bugün elde ettiğimiz ekonomik kazanç, yarın kirlenen toprağın, suyun, denizin, azalan tarımsal üretimin, zarar gören turizmin ve bozulan insan sağlığının bedelini karşılamaya yetecek mi?”
Prof. Dr. Erkan Aktaş, bu soruya bilimsel ve objektif yanıt verilebildiği ölçüde çevre ekonomisinin öneminin daha iyi anlaşılacağını belirterek, aksi durumda Türkiye’nin doğal zenginliklerini korumakta zorlanabileceği uyarısında bulundu.

Başa dön tuşu